saffetozturk
25 Takipçi | 1 Takip
14 02 2013

Ana Sayfam

             Silifke’den Mut’a doğru Göksu ırmağı, başını taştan taşa çalan bir aşık gibi çılgın. Baba ocağından, ana kucağından kopar gibi kopmuş Torosların bağrından. Dorukların kar sularıyla, kartal çimeklerinin sonsuz gururuyla beslemiş kendini. Akdeniz’le kucaklaşmanın özlemi fışkırıyor dudaklarında. Dağları yırtıp yol eğleyerek yürüyor. Uçurumlarda yemyeşil türküler yakıyor gökyüzüne. Coşkulu sularında bazen kuş sürüleri bazen güneş oynaşıyor. Geçerken selamladığı her orman, özlemine yeşil bir yazma düşüyor. Akdeniz’i kucaklayan her Göksu damlası, aşk sınır tanımaz, aşk sınır tanımaz, diyor .    İLÇEMİZDE YETİŞEN BAHÇE BİTKİLERİ HAKKINDA KISA BİLGİLER                 Mut; bulunduğu coğrafi yapı nedeniyle yılın oniki ayı ürün elde edilebilen bir bölgede bulunuyor. Kaysı ve zeytinin yanı sıra erik, incir, elma, ceviz, nar, üzüm ile sebze üretimi yapılan ilçede hayvancılık üretimide oldukça gelişmiştir.           TARİHİ ESER NEDİR?    Çok geniş bir anlama sahiptir. Kısaca anlatmak gerekirse genelde yok olmuş devletlerin, milletlerin yaşadığı dönemlerden kalan yapılar, ibadet yerleri, devlet binaları, çeşme, köprü v.s, bunların dışında ev eşyaları, süs eşyaları dönemim paraları gibi günlük kullanımda  ne varsa bu materyallerin hepsi tarihi eserdir.                                    &nb... Devamı

26 12 2012

Önce Türküler Kucakladı Şiiri

                        Silifke’den Mut’a doğru Göksu ırmağı, başını taştan taşa çalan bir aşık gibi çılgın. Baba ocağından, ana kucağından kopar gibi kopmuş Torosların bağrından. Dorukların kar sularıyla, kartal çimeklerinin sonsuz gururuyla beslemiş kendini. Akdeniz’le kucaklaşmanın özlemi fışkırıyor dudaklarında. Dağları yırtıp yol eğleyerek yürüyor. Uçurumlarda yemyeşil türküler yakıyor gökyüzüne. Coşkulu sularında bazen kuş sürüleri bazen güneş oynaşıyor. Geçerken selamladığı her orman, özlemine yeşil bir yazma düşüyor. Akdeniz’i kucaklayan her Göksu damlası, aşk sınır tanımaz, aşk sınır tanımaz, diyor.                    Nereye mi gidiyorum? Mersin Üniversitesi Mut Meslek Yüksekokulu’nun düzenlediği şiir konferansına. Yüksekokul Sekreteri Yusuf Ziya AK’ın çağrısı cebimde. Yüreğimde sürekli kuşların havalandığı, bakışlarında bulutların yeşil emzirdiği bir adam, Şener öğretmen “Güneşin Kapıları”nı aralayacakmış. Yediden yetmişe bütün renkler çılgın bir tonda çıldırsın diye. Yusuf Ziya “Yanaklarına Sür Zamanı” diyecekmiş. Gökyüzü hiç kararmasın diye. Dilek, buruşmuş bir şarkı çıkaracakmış cebinden; ama atmayacakmış göle. Sular da buruşup kirlenmesin diye. Ebru “Suskunum Sana” diyecekmiş. Bütün gürültüler kahrolsun diye. Nuray “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” diyecekmiş. Yüzlerce badem çiçekleri, saçlarında gülen toprak solmasın diye. Bunca ben içinde, benim için ... Devamı

21 12 2012

Kavaközü Köyü

KÖYE ULAŞIM Mut'un kuzeyinde kurulmuştur. İlçeye uzaklığı 42 km. İle uzaklığı ise 201 km.dir. Köye; Mut'tan-Karaman yönünde giderken Burunköyü geçince Dağpazarı köyü yoluna sapılarak ulaşım sağlanır. Yol güzergâhında bulunan köyler ise sırayla; Ortaköy, Yapıntı, Burunköy ve Dağpazarı’dır. Dağpazarı köyü ile mesafesi 11 km.dir. Yolu asfalttır. Bir başka yol ise; Kozlar ve Sögütözü yaylalarını geçtikten sonra Dağpazarı köyüne ulaşılarak ulaşım sağlanır. KÖY HAKKINDA GENEL BİLGİ Köy, Osmanlı döneminin son dönemlerinde kurulmuştur. “Köye ilk olarak Karaman’ın Lale köyünden gelinerek yerleşenler olmuş. Suyun olduğu yerlerde çıkan kova adındaki bir ottan dolayı kovaözü demişler köyün adına. Daha sonra bu ad Kavaközü olarak değiştirilmiş.” Köyün İlköğretim okulu vardır, fakat taşımalı eğitim-öğretim yapıldığından faal değildir. KÖYÜN COĞRAFYASI Adına yakışır şekilde kavak ağaçları ve elma bahçeleri ile doludur. Mut’un kuzeyinde ve Torosların yüksek rakımlı eteklerinde kurulmuştur. Bu yüzden köy dışında yerleşmiş olan birçok köylü yazın yaylalamak amacıyla köye gelmektedirler. Köyün kuzey yamaçlarında rakıma uygun şekilde ardıç, andız ve göknar ağaçları bulunmaktadır. Güneyinde ise yol boyunca kavak, söğüt, elma ve ceviz bahçeleri mevcuttur. Evler ise taş yapılı, çinko çatılı ve bir birine yakın şekilde yapılmıştır. KÖYÜN NÜFUSU 1913 yılında 96 kişiden ibaret olan köyünün nüfusu 1985 yılında 405'e ulaşmıştır. 2007 yılı itibariyle nüfus 100 kişiye gerilemiştir. Bunun nedeni de köyün yayla köyü o... Devamı

08 11 2012

Mut Haber Siteleri

       MUT KAYMAKAMLIĞI   MUT'TAN HABERLER   MUT İLÇESİ NET   MUT BELEDİYESİ   MUT HABER TURU    RENGARENK   MUT’TAN HABER   MUTUN SESİ MUT MMMMMMMMMMMMMMMMMMHHHHIU     ... Devamı

06 11 2012

Ayva, Antepfıstığı, Armut ve Yenidünyanın Faydaları

AYVA MEYVESİNİN FAYDALARI 1-Ayva, çocuklarda sağlığı korur, büyüme ve gelişmeyi hızlandırır. 2-Birçok hastalığa şifa olan ayva, kalp, akciğer, boğaz, mide, göz, bağırsak ve ağız rahatsızlıklarının tedavisinde faydalı. 3-Her yaşta sinir sistemini güçlendirir 4-Mide ve bağırsakları zararlı mikroplardan koruyarak hazımsızlık gibi sorunları önler. 5-Cildi ve tırnakları zinde, parlak ve daha sağlıklı hale getirir. 6-Grip ve nezle de iyileşmeyi hızlandırır. 7-Ayva ya da ayva suyu ishalin geçmesi için de çok faydalı. Meyvesi veya meyvesinden hazırlanan şurup ve komposto ishale iyi gelmekte. 8-Vücudun gücünü artırarak, zinde tutmaya yardımcı olarak yorgunluk ve bitkinlikten korur. 9-Ağız kokusunu önler. 10-İçerdiği vitamin ve minarelerle kalp ve damar hastalıklarından koruduğu, varisi önlediği ve varis tedavisine yardımcı olur. 11-Cinsel gücü artırdığı bildirilmektedir. 12-Kandaki kötü kolesterolü düşürerek damar sertliğinden korur. 13-Ayva hoşafı ağızdaki yaraların iyileşmesini hızlandırır. 14-Tereyağında pişirilen ayva, balgamı söker, kronik öksürüğe, solunum sistemi hastalıklarına ve bronşite iyi gelir. 15-Ayva çiçeği kaynatılıp içildiğinde annelerin sütünü artırır, kalbi güçlendirir ve baş ağrısına iyi gelir. 16-Ayva kabuklarının kaynatılıp içilmesi, idrar yolu iltihaplarında iyileşmeyi hızlandırır. 17-Ağızdaki yaralar, boğazdaki şişlik ve ağrı için ayvanın kendisi ya da yapraklarının kaynatılıp suyu ile gargara yapılması mucize etkiler yapıyor. 18-Dudak çatlamalarını önlemek ya da iyileştirmek içinde ayva çekirdeklerinin kaynatılıp dudakların bu suyla yıkanması öneriliyor. 19-Ayva yaprakları çay gibi demlenip içildiğinde sakinleşt... Devamı

31 10 2012

Tarihi Eser

TARİHİ ESER NEDİR?  Çok geniş bir anlama sahiptir. Kısaca anlatmak gerekirse genelde yok olmuş devletlerin, milletlerin yaşadığı dönemlerden kalan yapılar, ibadet yerleri, devlet binaları, çeşme, köprü v.s, bunların dışında ev eşyaları, süs eşyaları dönemim paraları gibi günlük kullanımda ne varsa bu materyallerin hepsi tarihi eserdir. NEDEN ÖNEMLİDİR?  Tarihi eserler bir toplumun geçmişini anlatan en önemli kalıntılardır. Geçmiş yaşamları anlayabilmek için önemlidir. Tarihi eserlerden elde edilen verilerle günümüzden binlerce yıl önce yaşamış bir toplumun ne yediğinden, nasıl yaşadığına kadar birçok bilgiye ulaşmamızda bize yardımcı olur.       Tarihi eserler bulunduğu bölgede yaşamış toplumların özelliklerini taşıdığından kimlerin o bölgede hangi yıllarda nasıl yaşadığını, ne yediklerini, ne içtiklerini, ne giydiklerini, nasıl binalar yaptıklarını, ne ekip ne biçtiklerinden, dini inançlarına kadar birçok bilgiyi bizlere vermektedir. Her toplumun kendine ait özellikleri olduğundan yapı biçiminden, günlük kullandıkları eşyalara kadar hangi toplumların nerelerde, nasıl yaşadığını bizlere anlattığı için çok önemlidir. Bu eserler önce bulundukları bölgenin sonrada ülkenin milli varlıklarıdır. Bu yüzden her birey tarafından bu eserlere sahip çıkılmalı, tahrip edilmesine veya yok edilmesine engel olunmalıdır.       Tarihi eserler Kendi içinde birçok bölüme ayrılır. Arkeolojide tarihi eserler, temel iki bölümden oluşur. Bunlar I.Taşınabilir Kültür varlıkları II. Taşınmaz Kültür Varlıkları I TAŞINABİLİR KÜLTÜR VARLIKLARI  Bunlar isminde anlaşılacağı gibi taşınabilen eşyalardır. Bunlar çanak &ccedi... Devamı

27 09 2012

Antepfıstığı Yetiştirciliği

İKLİM İSTEĞİ :Antepfıstığının yetişme alanlarını belirleyen önemli faktörlerden birisi sıcaklıktır. Yaz aylarında meyvenin gelişmesi ve olgunlaşması için oldukça fazla ve uzun süre yüksek sıcaklık, kış aylarında ise belli bir süre düşük sıcaklığa ihtiyaç gösterir. Ancak kış soğuklarının -15 °C ve daha fazla düşme ihtimalinin olduğu alanlarda meyve gözlerinde zararlanma olabilir. Ülkemizde antepfıstıkları Mart sonu-Nisan ayının başlarında uyanmakta, genellikle Nisan ayının ilk yarısında çiçek açmaktadır. Bu dönemdeki düşük sıcaklıklar çiçeklere ve genç yapraklara büyük zarar verebilmektedir. Yeni bahçe tesis edilirken, özellikle soğuk hava akımının olduğu yerlerde bahçe kurulmamalıdır. Çiçeklenme periyodunda uzun süre devam eden serin ve yağışlı hava, erkek ağaçların çiçek tozlarının yayılmasını olumsuz etkilemektedir. TOPRAK İSTEĞİ : Antepfıstığı kuvvetli kök yapısı nedeniyle başka hiçbir bitkinin yetişemeyeceği sahalarda yaşayabilmekte, hatta ürün de verebilmektedir. Antepfıstığının bu özelliği, bazı yanlış düşüncelere yol açmaktadır. Halk arasında "antepfıstığı, mutlaka kötü karakterli topraklara dikilir" gibi yanlış bir anlayış vardır. Hâlbuki bütün meyve türlerinde olduğu gibi antepfıstığı da nispeten derin, süzek, tınlı ve kısmen kireçli toprakları sevmektedir. Dikilen fidanın çabuk gelişmesi, erken meyveye yatması, bol ve düzenli ürün verebilmesi için, toprak şartlarının istenilen nitelikte olması ve bakım işlerinin iyi yapılması gerekir. DÖLLENME BİYOLOJİSİ : Antepfıstığının erkek ve dişi çiçekleri ayrı ayrı ağaçlar üzerinde bulunur. Antepfıstığında meyvenin yenilen kısmı tohu... Devamı

27 08 2012

Ahmet TEKİN'den Şiirler

Ahmet TEKİN; Mersin'in Mut İlçesine bağlı Yapıntı Köyü'nden olan Şair; 1958 Yılında Babasının Memuriyeti Dolayısıyla Bulunduğu Kayseri'de Doğdu. Kendisi de Emekli Memur Olan Şair, Halen Ankara'da İkamet Etmektedir. Evli ve İki Çocuk Babasıdır. Dağ; Dağlara Seslendi DAĞ! Dağlara seslendi Dağlar Bu sesle irkildi Ve DAĞ’IN sesini Dağlar dinledi DAĞ’IN etrafında Sabahın Essalatında DAĞ! Dağlara haykırarak! Dedi ki “ Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri! “ Gün doğdu Ve Sabahın Sabahların Essalatında Dağlar DAĞ’IN sesini Pek duyamaz oldu Dağlar Birbirlerine seslendi “ DAĞ’I “ sordu Dağların sesleri Dağlarda yankılandı Dağlar üzgün Fakat! Dağlar Dimdik ayakta Sesleri Yıllardır Yankılanıyor Hala da Yankılanmakta “ DAĞ! Bir DAĞ daha ol Doğ Dağlarımıza Ses ver sesimize!” Diye Ve Bir Gün Bir Sabahın Essalatında .. ******************************************************* Canım Benim; tek aşkımdın , Ömrümdün , Ömrümün gücüydün .. Aylar, yıllar, mevsimler ; Seninle bir başka güzeldi . Bir günlük sensizlik bile.. Bir ömre bedeldi. Canımdın, cananımdın; " Ömrümüz, aşkımız, Hiç bitmesin " derdin. Demek ! ! Demek ! ! yalan söyledin .. Ansızın ; beni bir başıma bırakıp, Sessizce.. Sessizce; terk edip gittin.. Yıllardır.. Yıllardır; içimdeki hasretin, Dert olmuş bana sevgilim. Canım, cananım. Götürmeyin ! ! dedim; Götürmeyin beni cerraha , Cerrahpaşa'ya .. Bedenimi ; zaten sarmış, bitirmiş .. " Habis ur " dedikleri ; sevgin. Dert benimdir ; bend... Devamı

24 08 2012

Nevruz ÖZCAN'dan Şiirler

Nevruz ÖZCAN:23 Mart 1979 Yılında Mersin ili Mut İlçesine bağlı Köprübaşı köyünde dogdu. Köprübaşı İlköğretim Okulundan mezun oldu. Sınavlara katılarak Ortaokul mezunu oldu. 2004 yılında yapılan Açık İlköğretim Okulu ve Açık Lise Şiir, Öykü ve Resim Yarışmasında "Aydınlık Dünya" adlı şiiri ile katılarak birinci oldu. Halen Köprübaşı köyünde hayatını devam ettirmektedir. AĞLA Ağla! Karamsarlığa kapıldığında. Ağla! Acılardan yorulduğunda. Dertlerini, Taşıyamaz hale geldiğinde yüreğin; Durma, ağla! Kapkara bulutlar da, Ağlayarak beyazlaşmıyor mu zaten? Sonra bir parça güneş, Ve ardından Gökkuşağı… 28.10.2004 TRANSPARAN Kalbini gizlemeye uğraşma. Apaçık ortada her şey! Bir perde örtmen bile faydasız. Boşuna yalan da söyleme! Nasıl olsa inanmayacağım, Günaha bari girme! Ele veriyor seni, Transparan gözlerin… 27.08.2004 EL FENERİ Gökte yıldızlar var. Bir yandan sokak lambaları, Bir yandan ışıklar yanar. Her tarafta ışık var, Görmek isteyene! Karanlık değildir geceler, Aydınlıktır! Tüm bunlar olmadığında… Elektrikler kesilip, Kış bastırınca Havayı bulutlar kaplayıp, Güneş bizi terk ettiğinde… Kalbim el fenerim, Yol gösterenim. Hiç bitmez pili fenerimin. Yeniler kendini durmadan. Bazen, gökten yıldızlar düşürür Çimlerin üzerine. Bazen, bir sinek ilacı kokusuyla, Öldürür içindeki sinekleri. Bazen bir akarsuyun içindeki, Bir damlaya takılır gözleri. Akıp giden suyun içindeki, En güzel damladır. Çoktan almıştır onu kendine. Enerji diye, Güç diye… Gece yokt... Devamı

14 08 2012

Bir Mut Türküsü ve Hikayesi

            Yöremizde yaşlıların sık sık çağırdığı bir Kayabaşı Havası vardır. Bu uzun havanın hikâyesini yaşlılar şöyle anlatmaktadır. Bir zamanlar Mut’un Gençali köyünde develeri, koyun ve keçi sürüleri çok olan zengin bir aşiret beyi ve bu beyin uzun saçlı, 12 belikli, fidan boylu, gök öncekli, al yanaklı ve al edikli güzel bir de kızı varmış. Bu bey yazın yaylaya göçer, kışın da sahile dönermiş. Başka bir obadan da yakışıklı karayağız bir delikanlı, bu güzel aşiret kızına aşık olmuş. Oğlanın gönderdiği dünürleri geri çeviren aşiret beyi, kızı oğlana vermeyip umudu kestirmiş. Aslında kız da oğlana vurgunmuş. Gönül ferman dinler mi? Oğlan yanmış, tutuşmuş kıza, sevmiş onu delicesine. Kızın mensup olduğu aşiret, alabahar yaylaya göçmüş, kız gider de oğlan kalır mı seyilde? O da almış sazını, düşmüş sevdiğinin peşine. Kızın geçtiği dağa, taşa, gölgelendiği ağaca, konduğu yurda, çıktığı yokuşa, gezdiği düze ve su içtiği pınara sormuş on iki belikli yavuklusunu. Bu iki aşık dünyada birbirine kavuştu mu, kavuşmadı mı bilemiyoruz. Ama onların ölümsüz aşkı, Mut’un Gençali köylülerinin dudaklarında hâlâ tazeliğini korumakta, yöremizin bu güzel türküsü, dillerde terennüm edilmektedir. İşte Türkümüz : Başına bağlamış bir incecik bürüncek Aklım hayran oldu ben o yari görüncek Yokuş başından geri aşağı dönüncek Günden yana perde yapmış zülfünü. Yine boranlandı dağların başı Akıttım gözümden kanılen yaşı Sana derim sana Kargıcak’ın Kız Taşı Nazlı yarim geçmedi mi buradan. Düz Ağaç dedikleri ... Devamı

09 08 2012

Kozlar Yaylası

Kozlar Yaylası |  görsel 1
Kozlar Yaylası |  görsel 2
Kozlar Yaylası |  görsel 3
Kozlar Yaylası |  görsel 4
Kozlar Yaylası |  görsel 5
Kozlar Yaylası |  görsel 6
Kozlar Yaylası |  görsel 7
Kozlar Yaylası |  görsel 8
Kozlar Yaylası |  görsel 9
Kozlar Yaylası |  görsel 10
Kozlar Yaylası |  görsel 11
Kozlar Yaylası |  görsel 12
Kozlar Yaylası |  görsel 13
Kozlar Yaylası |  görsel 14
Kozlar Yaylası |  görsel 15

       Mut’un kuzeyinde ve Toros dağ silsilesinden olan Büyük Eyre Dağı (2055m) üzerinde bulunan Kozlar yaylasına, Bağcağız köyüne varmadan sola ayrılan yoldan ulaşım sağlanmaktadır. Mut’a 18 km. uzaklıkta olan yayla, Mut’un 2. Büyük yaylasıdır. Sertavul yaylası kadar kalabalık olmasa da son yıllarda yapılaşmada artış görülmektedir. İlçeye yakın, sakin ve sessiz bir ortama sahip olmasından dolayı, Mutlular tarafından çok tercih edilmektedir. Yılın her günü yayla sakinlerinden birilerini görmek mümkündür. Kozlar yaylasının girişinde sarp kayalıklar üzerinde tarihi Mavga Kalesi yer almaktadır. Kaleyi biraz geçince hemen sol tarafta Dikilitaş gözükmektedir. Az sayıda ki bahçelerde Elma, Ceviz, Kiraz, Armut, Şeftali ve Vişne meyveleri yetişmektedir. Ceviz ağacının çok olmasından dolayı da ismini buradan almıştır. Yaylanın ormanlık kısmında Kızılçam, Andız, Katran ve Göknar ağaçları bulunmaktadır. Yaylada 3 bakkal, 4 kahvehane, 5 lokanta ve 1 otel olup; hepsi faal durumdadır. Hem doğa güzellikleri, hem de Turizm açısından mutlaka gezip görülmesi gereken bir yerdir. Yaylada her yıl 30 Ağustos Şenlikleri düzenlenmekte ve büyük ilgi görmektedir.   Devamı

19 12 2011

Ayva Yetiştiriciliği

AYVANIN KÜLTÜR TARİHİ     Ayvanın anavatanı kuzey – batı İran, kuzey Kafkasya, Hazar Denizi dolayları ve kuzey Anadolu' dur. Yabanileri doğuda Türkistan' a kadar uzandığı gibi batıda da Avrupa' nın Güney bölgelerine ve kuzey Afrika' ya kadar genişler. Adları sayılan bu yerlerde ayva yabani olarak yetişmektedir. Ayva kültürü çok eski çağlardan beri bilinmektedir. Kültürü Anadolu' dan, milattan önceki yıllarda Yunanistan ve Roma' ya geçmiştir. Milattan önce 650 yıllarında Yunanistan' da yetiştirildiği bilinmektedir. Sonradan orta ve doğu Avrupa'ya yayılmıştır. Ayva bugün Avustralya hariç diğer ülkelerin hepsinde yetiştirilmektedir. Bununla birlikte, bu meyve türü öteki meyvelere göre rağbet görmemiş ve üretimi sınırlı kalmıştır. AYVANIN SİSTEMATİĞİ VE GENOLOJİSİ     Ayva (Cydonia vulgaris Pers.) Rosales takımının, Rosaceae familyasının Pomoide altfamilyasının Cydonia cinsine girer. Cydonia cinsi içerisinde bu türden başka, özellikle süs bitkisi olarak önem kazanmış Cydonia sinensis Thouin ve Cydonia japonica Pers. olmak üzere iki tür daha vardır. Bu iki tür Türkiye' de süs bahçelerinde yer almış bulunmaktadırlar. Cydonia vulgaris türü içerisinde iki botanik varyete ayrılabilir. Bunlardan C. vulgaris maliformis, meyveleri elma biçiminde olan kültür çeşitlerini, C. vulgaris piriformis ise meyveleri armut şeklinde olan çeşitleri içine alır. Ayvalarda kültür çeşitleri buna yakın olan akraba olan elma ve armutlardaki kadar fazla değildir. Buna sebep, kültürünün önem kazanmamış olması yüzünden yeni çeşitlerin seleksiyon ve ıslahı üzerinde durulmaması, aynı zamanda çoğ... Devamı

08 12 2011

Yenidünya Yetiştiriciliği

GENEL BİLGİ        Yenidünya meyvesinin anavatanı Çin, Japonya ve Kuzey Hindistan’dır. Buralardan üretimin yapıldığı Akdeniz Ülkelerine yayılmıştır. Yenidünya’nın ülkemize 150–200 yıl kadar önce Cezayir ve Lübnan’dan geldiği tahmin ediliyor.     Yenidünyanın kök sistemi, yüzlek ve dağınık saçak kök yapısındadır. Kayalıklar arasında dahi büyüyebilecek kadar kuvvetli bir gelişme gösterir. Yenidünya, 5–10 m boyunda, düzgün gövdeli, alçaktan dallanan, sık görünümlü, yayvan ile yuvarlak arasında taçlanma gösteren bir ağaçtır. Yaprakları 12–30 cm uzunluk ve 5–8 cm genişliğinde sert ve kısa saplıdır. Yenidünya çiçekleri ekim ayı sonunda açmaya başlar. Çiçeklenme, Aralık, Ocak hatta Şubat aylarına kadar devam edebilir. Çiçekler 10–17 cm uzunluğunda odunsu bileşik salkım şeklindedir. Çoğu meyve türünde olduğu gibi yenidünyada da kendine verimli, kendine kısır ve kendine kısmen verimli çeşitler bulunur. Yenidünya meyveleri Mart-Nisan aylarından, Haziran ayına kadar olan dönemde olgunlaşır. Yenidünyalar genellikle aşılandıktan 2–3 yıl sonra meyve vermeye başlar. 10–12 yaşlarında ekonomik verime geçer. En verimli dönemleri ilk 23–25 yıllarıdır. 30 yaşından sonra ekonomik ömürleri sona erer. Ağaç başına verim; çeşide, ağacın yaşına, iklim ve bakım koşullarına bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Yenidünya çeşitlerinden bazıları ve yetiştiricilik özelliklerini şöyle sıralayabiliriz. Akko XIII: Orta mevsimde olgunlaşır. Meyveleri; iri, koyu pembe portakal renkli, çok gösterişli ve lezzetlidir. Taşınmaya ve karaleke hastalığına çok d... Devamı

18 11 2011

Tarihi Çeşmelerimiz

     Geçmişten günümüze ulaşmış, tarihe ve her çeşit soyut - somut kültürümüze iz ve işaret olan eserleri korumak; kültürümüzü korumanın yanında atalarımızın anısını da yaşatmak anlamına gelmektedir. Örf ve adetlerimizi yaşatmanın bir yolu da, kültürümüze ve tarihi eserlerimize sahip çıkmaktan geçmektedir.           Ben burada Mut merkezinde, köylerinde, yaylalarında, köy ve yayla yolları üzerinde bulunan tarihi çeşmelerimizden bahsetmek istiyorum. O günün şartlarında insanımız için çok önemli olan bu çeşmelerimiz zaman içinde adeta yok oluyorlar. Yaptıranı ve yapıldığı tarihi belirleyen kitabesi çoğunda bulunmayan eski çeşmelerimiz artık sahipsiz kaldılar. Bunlar geçmişte sahipsiz değillerdi. Fonksiyonları gereği çevre sakinlerinin gözetimini ve desteğini alıyorlardı. Şimdi sahipsiz kaldılar. Bu her biri insanların kullanımı için vücut bulmuş çeşmeler, ilçemiz kültür tarihinin görsel delilleri içinde önemli bir yere sahiptirler.      Çeşmelerimizin bazıları yok oldu, bazıları ise hala ayakta durmakta, fakat çeşmesinden su akmamaktadır. Yayla veya köy yollarında bulunan bazı çeşmeler ise bizlere hizmet vermeye devam etmektedir. Tarihi çeşmelerimiz; yaşayanların himmetlerini büyük bir suskunlukla beklemektedirler. Ne yapmalı, neler yapılabilir, ne yapalım? Biraz konuşmalıyız. Biraz isteklerde bulunmalıyız. Bir şeyler yapılması için elimizden gelen ilgiyi sergilemeliyiz, dememiz yetmiyor. Bu tarihi çeşmelerimiz yok olmadan harekete geçilmesi gerekiyor. Her şeyden önce tahrip olmaya yüz tutmuş bütün tarihi çeşmeler restor... Devamı

26 10 2011

Piknik

Çevre ne demekt?          İnsanların doğup büyüdüğü, barındığı, eğitim gördüğü, alışveriş yaptığı, işini, mesleğini sürdürdüğü, dinlenip eğlendiği yerlerin tamamına çevre denir. Diğer bir ifadeyle hayatımızı kuşatan, insanları ve diğer canlıları kucaklayan yerlerin tamamı çevre olarak tanımlanır.   Çevremizi niçin temiz tutmalıyız?         Temiz ve sağlıklı bir çevre, bütün canlıların yaşayabilmesi için temel koşuldur. Her canlı gibi insanda çevresiyle uyum içinde yaşamak zorundadır. İnsan hayatının devamını sağlayan sağlığı korumak ise, ancak sağlıklı ve temiz bir çevre ile mümkündür. Bu nedenle vücudumuzu ve elbisemizi temiz tuttuğumuz gibi, yaşadığımız; uzak ve yakın çevremiz olan, evimizi, sokağımızı, okulumuzu, sınıfımızı, kısaca içinde yaşadığımız dünyamızı da temiz tutmalıyız. İnsan kendi kendine çevremi temiz tutarım çünkü; Günlük hayatımızda sürekli olarak çevreyle iç içe yaşarız. Temiz bir çevre insana huzur ve mutluluk verir. Sağlıklı olmak için çevremi temiz tutarım. Çünkü kirli bir çevre birçok hastalığın kaynağıdır. Çünkü içinde yaşadığımız çevreyi başkaları ile paylaştığımı bilirim. Bu nedenle ortaklaşa kullandığımız çevreyi kirletmenin, onlara haksızlık olduğu bilinciyle hareket ederim. Çevremizi bulmak istediğim şekilde tertemiz bırakmalıyım. Her zaman kendime yapılmasını istemediğim bir şeyi başkalarına yapmamayı kendime ilke kabul ederim. Diyebilmelidir.     Piknik ve mangal keyfinin Türk kültürün... Devamı

21 09 2011

Av Kültürü

      Av kültürü deyince, ulusal ve uluslararası avcılık eylemine ilişkin çeşitli kültür oluşumlarının birikimi ve gelecek kuşaklara aktarımı akla gelmektedir. Avlanma eylemi ilk insanın gereksinmelerini karşılamasından başlayarak tarihsel süreç içinde kendi kültürünü oluşturmuştur. Mağara insanının duvar resimlerinden başlayarak eski Türk yazıtlarına, Hitit takılarından Antik çağ efsanelerine, Roma heykellerinden mermer kabartma ve lahit süslemelerine, Bizans mozaiklerine, Selçukluların ilk avcılık kitabından Osmanlı ve İran minyatürlerine, Rönesans ve sonrası pek çok ünlü ressamın tablolarına ve yazarların öykülerine bu kültürel birikimler yansımıştır.            Avcılık, insanlık tarihinin büyük bir bölümünü oluşturmuştur. Avcılıkta amaç; yaban hayvanlarının yaşama ve soyunu sürdürmesini sağlamak, yaşama alanlarının daralmaması için gereken çabayı göstermek olmalıdır. Avcı; gerektiği kadar avlanmalı, fazlasından ve abartıdan uzak durmasını bilmelidir. Çevreye ve doğaya saygılı olmalıdır. Yaşadığımız coğrafyada yaşayan tüm hayvanların yaşamlarını kolaylaştırmayı kendisine amaç edinmelidir.           Avcılar; av hayvanını kendisine eşit kılmak için değil, üstünlüğünün fazlasını gidermeye çalışmak için yapmalıdır. Her zaman doğada yaşayan hayvanların üremesine çoğalmasına ve türlerini devam etmesine olanak sağlamalıdır. Avcılıkta önceliğin öldürmek fiili değil, gereksinim olduğu bilinmeli ve gerektiğinden fazla av yapılmamalıdır. İnsan avlanmada doğayı taklit etmeli ve doğanın dengesini bozmamalıdır. Avcıların yaşam tarzları ve sosyal et... Devamı

05 08 2011

Köroğlu'ndan Şiirler

BAĞDAT'A SEFER EDENLER Bağdat'a sefer edenler Hoylu'm nic'oldu gelmedi Turna teline gidenler Hoylu'm nic'oldu gelmedi Bağdat'a sefer eyledim Hoylu'm da kaldı gelmedi Acem ile ceng eyledim Hoylu'm da kaldı gelmedi Düğünü bozup gidenler Badeyi süzüp gidenler Acem ile ceng edenler Hoylu'm nic'oldu gelmedi N'olsam koç Köğoğlu n'olsam Hoylu'yu düşümde görsem N'olaydı da ben de ölsem Hoylu'm da kaldı gelmedi BENDEN SELAM OLSUN BOLU BEYİ'NE Benden selam olsun Bolu Beyi'ne Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır Ok gıcırtısından kalkan sesinden Dağlar seda verip seslenmelidir Düşman geldi bölük bölük dizildi Alnımıza kara yazı yazıldı Tüfenk icad oldu mertlik bozuldu Eğri kılıç kında paslanmalıdır Köroğlu düşer mi hele şanından Çogunu ayırır er meydanından Kırat köpüğünden düşman kanından Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır HAN OĞLUM AYVAZ Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz Yükletin kervanı dengine bakın Erlik meydanına girdiğin zaman Kuşanın kılıcı gencine bakın Düşmanın üstüne eyledim akın Dönüşüm yok zamanım yakın Fakir fukarayı incitmen sakın Mal yemez tamahkâr zengine bakın Köroğlu her zaman kurdu meydanı Ben bilirim yahşi ile yamanı Aman dileyenden kesmen âmânı Dertli olanların derdine bakın KARLI DAĞLARIN ARDINDAN Karlı dağların ardından Yel olup estiğin var mı Tek başına bu çöllerde Ordular bastığın var mı Kargıyı ucundan salla Düşman deme eyvallah Her taraftan üç beş kelle Terkiden astığın var mı Köroğlu söyle şanından Kuş uçurmaz divanından Avuçla düşman kanından Doldurup içtiğin var... Devamı

05 07 2011

Nazım Hikmet'ten Seçme Aşk Şiirleri

KARIMA MEKTUP  Bir tanem! Son mektubunda: “Başım sızlıyor, yüreğim sersem!” diyorsun. “Seni asarlarsa, seni kaybedersem;” diyorsun; “yaşıyamam!”Yaşarsın karıcığım, kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda; yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı, en fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı. Ölüm, bir ipte sallanan bir ölü. Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm. Fakat emin ol ki sevgili; zavallı bir çingenenin kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli geçirecekse eğer ipi boğazıma, mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar Nâzım’a! Ben, alaca karanlığında son sabahımın dostlarımı ve seni göreceğim, ve yalnız yarı kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim.. Karım benim! İyi yürekli, altın renkli, gözleri baldan tatlı arım benim; ne diye yazdım sana istendiğini idamımın, daha dava ilk adımında ve bir şalgam gibi koparmıyorlar kellesini adamın. Haydi bunlara boş ver. Bunlar uzak bir ihtimal. Paran varsa eğer, bana fanile bir don al, tuttu bacağımın siyatik ağrısı Ve unutma ki daima iyi şeyler düşünmeli bir mahpusun karısı…              MAVİ GÖZLÜ DEV, MİNNACIK KADIN VE HANIMELLERİ  O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Kadının hayali minnacık bir evdi, bahçesinde ebruliii hanımeli açan bir ev. Bir dev gibi seviyordu dev. Ve elleri öyle büyük işler için hazırlanmıştı ki devin, yapamazdı yapısını, çalamazdı kapısını bahçesinde ebruliiii hanımeli açan evin.. O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. M... Devamı