saffetozturk
25 Takipçi | 1 Takip
31 01 2008

Mut'tan Seçme Fıkralar III

Çivit Emmi Fıkraları

Sağır Hâkim ile Sağır Savcı

Çivit Emmi anlatıyor: Bir gün Karaman’dan Mut’a gidiyoruz. Mut’a yeni tayin olan savcı da vasıta aramakta imiş. Yanımıza gelen otelci sorar:

— Otelimizde savcı var. Mut’a gidecek. Şoför mahallinde yeriniz var mı?

— Hay hay, alırız. Deyip savcıyı attık şoför mahalline. Arabamız eski olduğu için yavaş yavaş gidiyoruz. Savcı bize durmadan Mut’tan soruyor; ben de anlatıyorum:

— Mut’ta bir hâkim var, sağır…

— Peki, nasıl ifade alıyor?

— Babasının vasıtasıyla alıyor. Babası işittiklerini bağıra bağıra oğlunun kulağına söylüyor.

— Allah Allah, hiç de böylesini duymamıştım. Herhalde torpilli biri olmalı ki böylece idare ediyorlar. Neyse Mut’a vardık. Hâkim ile savcıyı birbirine tanıştırmak için hemen hâkimin yanına gittim. Dedim ki;

— Hâkim Bey, yeni savcıyı getirdik. Ama kulağı biraz az işitiyor. Hayrette kalan hâkim kafasını sallamaya başlar:

— Allah Allah, bundan öncekinin de kulağı ağır işitiyordu. Mut’un şansından mıdır, nedir? Sahi Çivit Emmi, çok mu ağır işitiyor?

— Evet, çok ağır işitiyor. — Eh ne yapalım, idare ederiz. Neyse, bir gün hâkim bey savcı beyi ziyarete gider. Tabii yanında başka memurlar da var. Hâkim bey bağırarak selam verir:

— Selâmünaleyküm! Savcı da bağırarak cevap verir:

— Aleykümesselâm, hoş geldin.

— Hoş bulduk. Savcının çok yüksek sesle bağırdığını gören hâkim daha alçak bir sesle konuşmaya başlar:

— Ulan, amma da sağırmış, kulağına şey ettiğim. Bunu işiten savcı da başlar cevap vermeye:

— Ben senin kulağına şey edeyim; ben sağır değilim be!

— Ulan ben de sağır değilim.

— Ama seni bana sağır dediler.

— Hayır, asıl seni bana sağır dediler. Tabii iş anlaşılıyor. Ama Çivit Emmi birkaç gün ortalarda görünmüyor.

Baklava Parası

Çivit Emmi ile ortağı Hatem Osman iş için İstanbul’a giderler. Çivit Emmi bir gün ortağını lüks bir pastaneye götürür. Baklava vs. yerler. Çıkacakları zaman Çivit hemen hesabı ödeyiverir. Hatem, “ben verem” derse de Çivit çabuk davranıverir. Sonra yemeğe giderler. Çivit ortağını Sirkeci’nin kenar lokantalarından birine götürür. Burada tıka basa karnını doyuran Çivit, yine hesaba davranınca Hatem Osman itiraz eder:

— Olmaz, bu defa ben ödeyeceğim. Öyle ya, Çivit Emmi kendisini lüks bir pastaneye götürmüş, dünyanın parasını vermiştir. Hâlbuki bu lokanta lüks olmayan bir yer, fiyatları da düşüktür. Böylece yemekler, tatlılar devam edip gider. Hatem Osman da, Çivit Emmi de hallerinden memnundur. Bir gün ayrılırken Galatasaray Postanesinin önünde buluşmak üzere sözleşirler. Çivit biraz gecikince Hatem Osman oradaki bir pastaneye girer ve bir baklava ister, baklava gelir. Kalkacağı sırada hesabı sorar. “On beş kuruş” derler. Miktara inanamayan bizimki “ne” diyip bir daha sorar. Hesapta bir yanlışlık olmadığını anlayınca başlar emretmeye:

— Getir oğlum bir daha.

— Getir oğlum bir daha. Böylece birkaç porsiyon baklava yer. Bu arada da düşünmeye başlar. “Demek ki bu Çivit’in baklava paralarını ödemesinin sebebi bu imiş. Sebep demek ki ucuzlukmuş. Ben her lokantaya girişte iki buçuk üç lira ödüyorum, o adam 30 kuruş ödüyor.” Tam bu sırada Çivit Emmi de pastaneden içeri girer. Hemen yanına varıp bağırır:

— Ye oğlum ye, istediğin kadar ye; nasıl olsa ucuzmuş. Diyerek Çivit’in kendisine oynadığı oyunun farkında olduğunu ima eder.

Pinti Kahveci

Mut’ta Ali Kılıç adlı bir kahveci vardı; bundan birkaç yıl evvel vefat etti. Merhumun bir özelliği hiç kimseye çay, kahve ısmarlamayışı idi. Çivit Emmi bir gün bunun kahvesine gider. Kahvenin de Sadık adında bir garsonu vardır. Çivit Emmi’nin canı bunu kızdırmak ister:

— Ali Emmi, senin şu garsonu bir kızdırayım mı?  Deyince o da kabul eder:

— Olur, kızdır bakalım.” Garsonu yanına çağırır:

— Oğlum Sadık, bana bir dondurma ver.

— Çivit Emmi, bu kış günü dondurma olur mu hiç?

— Oğlum o zaman bana bir kola aç.

— Çivit Emmi, benimle dalga geçme, kola da yok. Derken Çivit Emmi beklenen sözünü söyleyiverir:

— Öyleyse Ali Emmi’den bir kahve yap. Bu sözü işiten Ali Emmi, öfkeli bir tavırla ayağa kalkarak bağırır:

— Yaptırmam valla, anasını satayım.

Kayıp Çocuk

Keben, Silifke’nin yakın köylerindendir. Çivit Emmi bir gün bu köyden kamyonuna meyve yüklerken yanına, yakın köylerden olan Nasrullah’tan birkaç kişi gelmiş. Meğer yıllar önce Nasrullah köyünden bir çocuk evini terk etmiş, bir daha evine dönmemiş. Nasrullahlılar aradan uzun yıllar geçmesine rağmen çocuğun köyüne döneceğine inanıyorlar, ümitle bekliyorlarmış. Çivit Emmi de bu durumu biliyormuş. İşte bu gelenler Çivit’e sorarlar:

“ Neredensin?” Çivit cevap vermemiş, onların nereli olduğunu sormuş:

“-Siz nerelisiniz?” “Nasrullah’tanız, ya sen nerelisin?”

“-Sormayın!” Çivit Emmi’nin söylemek istememesi Nasrullahlıları iyice meraklandırmış, tekrar sormuşlar:

“Nerelisin hemşerim?”

“Sormayın hemşerilerim, ben de sizin köylü sayılırım.” Onun böyle demesi üzerine köylülerin merakı iyice artmış. Bunun üzerine Çivit Emmi, zamanı geldiğini düşünerek anlatmaya başlamış:

“Yıllarca önce babam Nasrullah köyünü terk etmiş, bir daha dönmemiş. Ben, o kaybolan kişinin oğluyum. Şimdi ise Mut’ta eyleşiyorum. Adım da Çivit.” Bunu duyan Nasrullahlılar sıcak demire basmış gibi olmuşlar. Hemen işlerini güçlerini bırakıp haberi köye ulaştırmışlar.

“Müjde, müjde…” “Bulduk, bulduk!” diyerek kayıbın akrabasına işittiklerini naklederler. Kayıbın yakınları hemen Keben köyüne koşarlar, ama Çivit yok… Oradan Mut’un Kürkçü Karakolu’na telefon açarlar. Bir yandan da yaya olarak Mut’un Çortak köyüne kadar gelip bir tanıdıklarına misafir olurlar. Ev sahibi bunlara sorar:

“Nereye gidiyorsunuz?” Bunlar da olayları başından beri bir bir anlatırlar. Ev sahibi dayanamaz:

“Yahu arkadaş, o Çivit denilen adamı ben iyi tanırım. Onun işi gücü millete hile etmektir, boşuna gitmeyin.” Ev sahibinin bütün söyleri bir kulaklarından girip öbüründen çıkan Nasrullahlılar bir türlü ikna edilememişler. Mut’a gelip Çivit’i sorarlar. Onun, anası babası belli birisi olduğunu öğrenince de işin peşini bırakırlar. Çivit’e kızıp köylerine dönerler.

Not:Bu bilgiler; Araştırmacı yazar Ensar KÖSE ve Doğan ATLAY'ın birlikte kaleme aldıkları Mut Belediyesi Kültür Yayınları'ndan çıkan MUT (Claudiopolis) isimli kitabında yayınlanmıştır. Ayrıca İçel Kültürü adı altında yayınlanan dergide de (1990 yıllarında da ) yayınlanmıştır. Bu değerli bilgileri derleyen ve bizlerle paylaşan herkese sonuz şükranlarımı sunuyorum.

Başa Dön Önceki  Sonraki

215
0
0
Yorum Yaz