saffetozturk
25 Takipçi | 1 Takip
05 03 2008

Mut Yöresinde Söylenen Efsaneler II

  ÇEÇ TEPE 

(olduğu yere şimdi toptancı hali yapıldı) 

Mut’tan Karaman’a giderken 3. km.’de Kuruköprü ile Kokarçeşme arasında iki metre kadar yükseklikte muntazam koni şeklinde beyaz topraklı bir tepecik vardı. (Mutlular, etraf köylüler ev sıvamak için çektiler tükettiler şimdi yok.) Güney tarafında aynı topraktan daha büyücek bir tepe daha var. (O duruyor.)

Küçük tepenin çeç, büyük tepenin de saman olduğu söylenir.

Çok eski zamanın birinde çiftçinin biri orada harman kaldırırmış. Harmanı atıp daneleri samandan ayırdığı sırada eşeği ile bir ihtiyar gelip biraz arpa biraz saman ister. Harman sahibi vermek istemez.

“- Yok!” der. İhtiyar:

“- Ya bunlar ne?” deyince,

“- Toprak” cevabını verir. İhtiyar o zaman:

“- Dediğin gibi olsun” deyince harman da saman da toprak oluverirler.

(Fatma Melleç’ten).    (Şimdi; 2006 oraya meyve hali ve Pazar yerleri yapıldı)  

2-. ALLAHIM YA BENİ UÇAN BİR KUŞ YA DA TAŞ ET

(Taş Kesen Hırsız)

Çömelek köyünün Göğden yaylasında çok büyük bir orbuk varmış. Köylüler yazın yağlarını, peynirlerini orbuğa koyarlar güzün de alırlarmış. (Bu orbuk bugün de kullanılmaktadır). Orbuğun kapısı, kilidi yok. Herkes derisini tanımak için işaretler koyar, renkli çaputlar, ipler bağlanır. Herkes derisini bilir bu yaşıma geldim daha orbukta derilerin birbirine karıştığını duymadım.

Yılların birinde orbuğa peynirini almaya giden biri derisini bulamamış. Başka biri yağını bulamamış. Bir hırsızın orbuğa dadandığı anlaşılmış. Ertesi yıl orbuğa peynirler, deriler konulduktan sonra komşular sırayla gözetlemeye başlamışlar. Birisinin orbuğa girdiğini görünce ses etmemişleri, hele bakalım deri alacak mı diye beklemişler. İçeri giren adam gecikince merak etmişler:

“- Hadin bakalım” demişler. Orbuğa girmişler bir de baksalar ki adam deriyi sırtlamış geliyor. Görünmek istememişler ama hırsız bunları görmüş. Çok utanmış, mahcuplanmış demiş ki:

“- Allahım ya beni bir uçan kuş ya da taş et ki adamlar beni böyle görmesinler.”

Hırsız da olsa gönülden Allah’ı çağırdığı için duası kabul olmuş. Adam sırtındaki deriyle beraber taş olmuş. Orbuğa girildiğinde taş olan adamı sırtındaki peynir derisiyle görmek mümkündür.

Bizim köyde herkes bu kayaya “taş kesen hırsız” der.

(Kaynak Kişi: Ayşe Uzun, Yaşı: 75, Okuryazar değil. İkametgâhı: Aslen Mut-Çömelek köyünden olup şu anda Mut merkezde oturmaktadır.)

 3- KÖR KURDUN RIZKINI  VEREN BENİMKİNİ DE VERİR

Yoksul bir kadının bir tek keçisi varmış. Kadın sürünün içine keçiyi sağmaya gidermiş. Bakarmış ki keçi sağılmış. Çobana kızarmış:

“- Allah’tan korkmaz mısın? Benim bir tek keçim var. Utanmaz mısın onu sağmaya? Sağacaksan zenginlerin keçilerinden birini sağ.” Zavallı çoban yemin edermiş “sağmam” diye ama kadın inanmazmış. Bir gün kadın yine çobana kızmış, keçiyi göstererek:

“- Bir de utanmadan sağmadım diyorsun. Kör müsün?” Çoban keçinin sağıldığını kendi gözleriyle görür.

“Bu işte bir iş var” diye düşünen çoban, keçiyi takip etmeye başlar. Sürüden ayrılan keçi bir mağaraya girer. Mağarada bir kör kurt vardır. Keçi doğru kurdun yanına gider ve kurt keçiyi emmeye başlar. Keçi emdirdikten sonra mağaradan döner sürüye katılır.

Olayın etkisinde kalan çoban evine döner, değneğini fırlatır atar. Karısına der ki:

“- Artık çobanlığı bırakıyorum.” Karısı “niye?” der. Çoban:

“- Kör kurdun rızkını veren Allah benimkini de versin” diyerek olayı karısına anlatır. Zavallı kadın yalvarır yakarırsa da bir işe yaramaz.

Çoban bir gün tarlasında taş sökerken bir küp görür, küp ağzına kadar altın doluymuş. Uğraşır bir türlü çıkaramaz. Köye gelir, kayınbiraderlerine anlatır. Kayınları:

“- Gece yarısından sonra beraber gidelim çıkaralım” derler. “Şimdi herkes evine gitsin erkenden yatsın ki komşular şüphelenmesin.”

Çoban gelir erkenden yatar ki “gecenin bir yarısında kayınlarım gelip beni kaldıracaklar” diye… Çoban yatarken kayın biraderleri gizlice çobanın tarif ettiği yere giderler ve küpü çıkarırlar. Küpün ağzını açarlar, bir de bakarlar ki küpün içi hep yılan çıyan dolu. Fena halde kızmışlar. “Vay namussuz enişte, bizi nasıl kandırdın?” diye öfkelenirler. Küçük kayın der ki:

“- Bu küpü götürüp eniştenin evinin bacasından aşağı dökelim, namussuzu yılanlar soksun gebersin.”

Küpü çuvala katarlar köye getirirler. Öfkeyle çobanın bacasından aşağı dökmeye başlarlar. Bacadan aşağı şangır şangır altınlar dökülmeye başlar. Sesi duyan çoban karısını kaldırır der ki:

“- Ya avrat, gördün mü? Ben sana demedim mi kör kurdun rızkını veren Allah benimkini de verir.”

(Kaynak kişi: Abdurrahman Acar, 1927 doğumlu, okur-yazar, Mut’un İlice köyünde oturur.)

1-Doğan Atlay, İçel Kültürü 1, s. 7, Ocak 1989, s. 23-25.

2-Derleyen: T. Muzaffer Kılıç (Sosyal Bilgiler Öğretmeni)

3-Derleyen: T. Muzaffer Kılıç (Sosyal Bilgiler Öğretmeni)

0
0
0
Yorum Yaz