saffetozturk
25 Takipçi | 1 Takip
26 12 2012

Önce Türküler Kucakladı Şiiri

                        Silifke’den Mut’a doğru Göksu ırmağı, başını taştan taşa çalan bir aşık gibi çılgın. Baba ocağından, ana kucağından kopar gibi kopmuş Torosların bağrından. Dorukların kar sularıyla, kartal çimeklerinin sonsuz gururuyla beslemiş kendini. Akdeniz’le kucaklaşmanın özlemi fışkırıyor dudaklarında. Dağları yırtıp yol eğleyerek yürüyor. Uçurumlarda yemyeşil türküler yakıyor gökyüzüne. Coşkulu sularında bazen kuş sürüleri bazen güneş oynaşıyor. Geçerken selamladığı her orman, özlemine yeşil bir yazma düşüyor. Akdeniz’i kucaklayan her Göksu damlası, aşk sınır tanımaz, aşk sınır tanımaz, diyor.                    Nereye mi gidiyorum? Mersin Üniversitesi Mut Meslek Yüksekokulu’nun düzenlediği şiir konferansına. Yüksekokul Sekreteri Yusuf Ziya AK’ın çağrısı cebimde. Yüreğimde sürekli kuşların havalandığı, bakışlarında bulutların yeşil emzirdiği bir adam, Şener öğretmen “Güneşin Kapıları”nı aralayacakmış. Yediden yetmişe bütün renkler çılgın bir tonda çıldırsın diye. Yusuf Ziya “Yanaklarına Sür Zamanı” diyecekmiş. Gökyüzü hiç kararmasın diye. Dilek, buruşmuş bir şarkı çıkaracakmış cebinden; ama atmayacakmış göle. Sular da buruşup kirlenmesin diye. Ebru “Suskunum Sana” diyecekmiş. Bütün gürültüler kahrolsun diye. Nuray “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” diyecekmiş. Yüzlerce badem çiçekleri, saçlarında gülen toprak solmasın diye. Bunca ben içinde, benim için ... Devamı

31 10 2012

Tarihi Eser

TARİHİ ESER NEDİR?  Çok geniş bir anlama sahiptir. Kısaca anlatmak gerekirse genelde yok olmuş devletlerin, milletlerin yaşadığı dönemlerden kalan yapılar, ibadet yerleri, devlet binaları, çeşme, köprü v.s, bunların dışında ev eşyaları, süs eşyaları dönemim paraları gibi günlük kullanımda ne varsa bu materyallerin hepsi tarihi eserdir. NEDEN ÖNEMLİDİR?  Tarihi eserler bir toplumun geçmişini anlatan en önemli kalıntılardır. Geçmiş yaşamları anlayabilmek için önemlidir. Tarihi eserlerden elde edilen verilerle günümüzden binlerce yıl önce yaşamış bir toplumun ne yediğinden, nasıl yaşadığına kadar birçok bilgiye ulaşmamızda bize yardımcı olur.       Tarihi eserler bulunduğu bölgede yaşamış toplumların özelliklerini taşıdığından kimlerin o bölgede hangi yıllarda nasıl yaşadığını, ne yediklerini, ne içtiklerini, ne giydiklerini, nasıl binalar yaptıklarını, ne ekip ne biçtiklerinden, dini inançlarına kadar birçok bilgiyi bizlere vermektedir. Her toplumun kendine ait özellikleri olduğundan yapı biçiminden, günlük kullandıkları eşyalara kadar hangi toplumların nerelerde, nasıl yaşadığını bizlere anlattığı için çok önemlidir. Bu eserler önce bulundukları bölgenin sonrada ülkenin milli varlıklarıdır. Bu yüzden her birey tarafından bu eserlere sahip çıkılmalı, tahrip edilmesine veya yok edilmesine engel olunmalıdır.       Tarihi eserler Kendi içinde birçok bölüme ayrılır. Arkeolojide tarihi eserler, temel iki bölümden oluşur. Bunlar I.Taşınabilir Kültür varlıkları II. Taşınmaz Kültür Varlıkları I TAŞINABİLİR KÜLTÜR VARLIKLARI  Bunlar isminde anlaşılacağı gibi taşınabilen eşyalardır. Bunlar çanak &ccedi... Devamı

18 11 2011

Tarihi Çeşmelerimiz

     Geçmişten günümüze ulaşmış, tarihe ve her çeşit soyut - somut kültürümüze iz ve işaret olan eserleri korumak; kültürümüzü korumanın yanında atalarımızın anısını da yaşatmak anlamına gelmektedir. Örf ve adetlerimizi yaşatmanın bir yolu da, kültürümüze ve tarihi eserlerimize sahip çıkmaktan geçmektedir.           Ben burada Mut merkezinde, köylerinde, yaylalarında, köy ve yayla yolları üzerinde bulunan tarihi çeşmelerimizden bahsetmek istiyorum. O günün şartlarında insanımız için çok önemli olan bu çeşmelerimiz zaman içinde adeta yok oluyorlar. Yaptıranı ve yapıldığı tarihi belirleyen kitabesi çoğunda bulunmayan eski çeşmelerimiz artık sahipsiz kaldılar. Bunlar geçmişte sahipsiz değillerdi. Fonksiyonları gereği çevre sakinlerinin gözetimini ve desteğini alıyorlardı. Şimdi sahipsiz kaldılar. Bu her biri insanların kullanımı için vücut bulmuş çeşmeler, ilçemiz kültür tarihinin görsel delilleri içinde önemli bir yere sahiptirler.      Çeşmelerimizin bazıları yok oldu, bazıları ise hala ayakta durmakta, fakat çeşmesinden su akmamaktadır. Yayla veya köy yollarında bulunan bazı çeşmeler ise bizlere hizmet vermeye devam etmektedir. Tarihi çeşmelerimiz; yaşayanların himmetlerini büyük bir suskunlukla beklemektedirler. Ne yapmalı, neler yapılabilir, ne yapalım? Biraz konuşmalıyız. Biraz isteklerde bulunmalıyız. Bir şeyler yapılması için elimizden gelen ilgiyi sergilemeliyiz, dememiz yetmiyor. Bu tarihi çeşmelerimiz yok olmadan harekete geçilmesi gerekiyor. Her şeyden önce tahrip olmaya yüz tutmuş bütün tarihi çeşmeler restor... Devamı

21 06 2006

Yayla Barınağı (Çatma)

Dogan ATLAY'ın kaleminden. Bazı Mut ve Silifke Köylülerinin 1960 lı yıllara kadar toprağa bağımlı konar-göçer hayat sürdürdükleri çağlarda yayla barınakları ÇATMA idi. Çevre yaylalarda kullanılan ALAÇIK'larla çatmanın bazı ayrıcalıkları olduğu muhakkak. Mut yaylalarında uzun yıllar çatmada yaşamış birisi olarak ayrıntılara girmeden kendi izlenimlerim ışığında çatmayı anlatmağa çalışacağım. Toprağa bağımlı yaylacılık olduğu için yayla iki kısma ayrılır, ekin salası, tarla salası. Çatma her yıl tarla salasındaki yurtlara tutulur. "SALA" kelimesini biraz açmam lazım. Çünkü lügatlar almıyor. Taşeli yörüklerince çokça kullanılan bir kelimedir. Tarlanın ekin ve nadas sırasına sala denir. Yöreye has bu kelimeye Karacaoğlan'da da rastlıyoruz : "Oğlan ne çok düştün benim salama" ve "Güzellerin salasına konarlar" şeklindeki bu mısraları yöre dilini incelemeye imkan bulamayan bazı Karacaoğlan derleyicileri bu kelimeleri benzeterek aktarmağa mecbur olmuşlardır:  "Oğlan ne çok düştün benim sılama" ve "Güzellerin salağına konarlar" Çatma tutulacak yere "YURT " denir. Yurt seçiminde, yurdun ekinlere zarar vermeyecek kadar uzak, pınar ve kaynaklara yakın olmasına dikkat edilir. Yurtlar için geçmişten beri hep ayni yerler seçilegeldiğinden meskun yerler gibi isimlendirilmişdir. Yapıntı yaylasından iki örnek vereyim : "Yelliyurt,Yurtkoyağı" gibi. Yurt yerine gelindiğinde ilk defa ağrık yıkılr (ağrık yük demektir, göç yükü.) Çatmanın iskeletini çıbıklar ve arkıt oluşturur. Dış örtüleri de iki adet karaçul ile ü&c... Devamı

16 05 2006

Çeşmelerimiz

ÇEŞMELERİMİZ DE VAR İDİ...        Motorlu taşıtların hayatımıza girmesinden önceki dönemde yapılan yolculuklar daima çeşmelerin durumuna göre programlanırdı. Çeşmeler yolcuların ve hayvanlarının su ihtiyacını karşılayacak şekilde ya orada mevcut kaynağın ıslah edilmesi veya kaynak yoksa o semtte bulunabilen başka bir kaynak suyunun yol kenarına getirilmesi ile hayır sahipleri tarafından yaptırılırdı.          Çoğunda olmamakla beraber bazılarında kitabe vardı. Son yıllarda birer birer yıkılmağa, kaybolmağa, unutulmağa başladılar. Sıcak yaz gününün birinde sehilde zerzevatını toplayıp eşeklerine yükleyebilenler: "Dah de ısıcağa galmayalım." Tenbihi ile yaylaya gitmek için yola çıkarlar. Eşşekler Meydanı'ndan sonra sola sapıp Ardıçlıtapır, Kuruköprü, Yalnızmezar, Köşkgeçildikten sonra Mavga yokuşu... Yokuşun orta yerinde karşılıklı iki duvar gibi yükselen dik kayaların arasında yol kıvrılmağa başlar. Sıcak, susuzluk, yokuş, yorgunluk gibi etkenlerle bunalan yolcular aniden; şırıl şırıl akan suyu ve görünce gönüllere ferahlık veren güler yüzlü bir çeşme ile karşılaşırlar. O Mavga Çeşmesidir. Kendisi gibi gülümseyen bir de kitabesi vardı: "Saib-ül hayrat Selamlılı Ayşe avrat" Çeşmenin başında biraz dinlenip suyunu içerek taze hayat, taze güç alan yolcular ağı ağır yollarına devam ederler. Yıkılgan'a ulaşınca Kozlarbir çiçek bahçesi gibi tam karşıdadır. Seyrine doyum olmaz. Kozlar'a varınca kahvenin önünde bir başka güzel çeşme görülür. Hacı Abidin Paşa torunlarından Yakup Bey, ölen manevi evladı Ali İhsan'ın ruhunu şad içinKozlar'daki evinin yakınına bir çeşme yaptırır. Kitab... Devamı

14 04 2006

Köy Enstitüleri

Doğan ATLAY’ın Kaleminden;       Şüphesiz, hepimizin bildiği, Bağımsızlık Savaşı sonrası kazanılan Anadolu’da Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. Her tarafı yakılan, yıkılan, üretici nüfusunu Balkanlar’da, Çanakkale’de, Galiçya’da, Kafkasya’da, Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de eriten Anadolu’da 13 milyon nüfus kalmıştı ki; bunun da çoğunluğunu kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar oluşturuyorlardı. Memlekette teknoloji adına, Türklere ait hiçbir kuruluş yoktu. Millet her türlü yokluklar ve zorluklar içinde idi. üstelik Osmanlı dış borçlarının ödenmesini de üstlenmiştik.       Cumhuriyetin ilanından 1940 yılına kadar geçen 17 yılda hem dış borç taksitleri ödeniyor, hem de memleketin en önemli gereksinimlerinden kara ve demir yolları, uçak fabrikaları, araba fabrikaları, iplik fabrikaları, dokuma ve şeker fabrikaları gibi büyük teknoloji kuruluşları hizmete açılıyordu.       Yüz yıllardan beri asker ve vergi alımından başka hizmet verilmemiş, göz ardı edilmiş Anadolu halkının yaklaşık yüzde doksanı (bırakın yazmayı) okumayı bile bilmiyordu. Kalkınma sürecine giren milletimizin, tez vakitte kalkınabilmesi; okur-yazar oranının çok acele arttırılmasına, halkın bilinçlendirilmesine bağlı idi. Bunun için en kısa zamanda, en etkin biçimde eğitim, öğretim kuruluşlarına ve bu kuruluşların hizmete açılmasına gereksinim vardı. Eğitmen kursları, köy öğretmen okulları denemelerinden sonra 17 Nisan 1940 günü Köy Enstitüleri Kanunu çıkarılarak köy enstitülerinin kurulmasına başlanıldı. O yıllarda 2. Dünya Savaşı çıkmış, Avrupa’yı kasıp kavuruyordu. Almanlar büt&uu... Devamı