saffetozturk
25 Takipçi | 1 Takip
08 12 2009

Mut'tan Seçme Fıkralar IV

 YÖRÜK Cumhuriyetin ilk yıllarında yörük ağasının biri hükümet erkanını yaylaya davet eder. Dillere destan mükemmel bir yemek verir. Misafirlerden biri ağaya kaç yaşında olduğunu sorar. Ağa.. 80'imi biraz geçiğim der. Başka biri dişlerinin ana dişi olup olmadığını sorar. Ağa dişlerinin tamamının ana dişleri olduğunu söyler. Diş lafı devam ederken Tapucu sorar: Ağam maşallah dişlerin pek sağlam, kendin de sağlıklısın ama sadece ön dişlerin yok bir kaza falan mı geçirdin?  Ağa, biraz mahçuplanarak der ki; beyim, söylemesi ayıp ben üç evliyim ön dişlerim bunun için ekenden dökülüverdi. Tapucu hemen atılır, yahu ağam üç kadınla evli olmayla dişlerin dökülmesinin ne alakası var? Ağa başını sallayarak, olmaz olur mu beyim, bizim garıların tuman uçkurları kestelden olur,  o da bazan kördüğüm olur gecenin altında dişimlen düğüm çözeceğim diye imanım gevrer. Şehirlilerinki gibi "goleylik" değil ki dokunmadan aşşağı eniversin.  Bu hikaye Yorukobası.com sitesinden alınmıştır.  ANAN KOCAMI GÖRDÜ Oğlan anasına sormuş: “- Ana kaç koca aldın?” “- Ali ile Veli, dörtte ondan evveli, Ramazan, Şaban, rahmetli baban… Anan er yüzü mü gördü a yavrum.       OKEY ATMA Rahmetli İhsan amcam (Sıhhiyeci İhsan ÖZTÜRK), yine rahmetli Şeref hoca (Şeref hoca deyince onun döneminde yaşayan herkes çok iyi bilir. Arkadaşları ona çok takılılar, o da sürekli küfreder ve herkes bu olaya çok gülerdi) ve arkadaşları okey oynarlar. Tabii ki bir birlerine rakiptirler. Oyunun sonu gelir, amcamın oyunu kazanabilmesi için okey atması gerekir. Taşlar dağıtılır, kırmızı 7 gösterge ... Devamı

31 01 2008

Mut'tan Seçme Fıkralar III

Çivit Emmi Fıkraları Sağır Hâkim ile Sağır Savcı Çivit Emmi anlatıyor: Bir gün Karaman’dan Mut’a gidiyoruz. Mut’a yeni tayin olan savcı da vasıta aramakta imiş. Yanımıza gelen otelci sorar: — Otelimizde savcı var. Mut’a gidecek. Şoför mahallinde yeriniz var mı? — Hay hay, alırız. Deyip savcıyı attık şoför mahalline. Arabamız eski olduğu için yavaş yavaş gidiyoruz. Savcı bize durmadan Mut’tan soruyor; ben de anlatıyorum: — Mut’ta bir hâkim var, sağır… — Peki, nasıl ifade alıyor? — Babasının vasıtasıyla alıyor. Babası işittiklerini bağıra bağıra oğlunun kulağına söylüyor. — Allah Allah, hiç de böylesini duymamıştım. Herhalde torpilli biri olmalı ki böylece idare ediyorlar. Neyse Mut’a vardık. Hâkim ile savcıyı birbirine tanıştırmak için hemen hâkimin yanına gittim. Dedim ki; — Hâkim Bey, yeni savcıyı getirdik. Ama kulağı biraz az işitiyor. Hayrette kalan hâkim kafasını sallamaya başlar: — Allah Allah, bundan öncekinin de kulağı ağır işitiyordu. Mut’un şansından mıdır, nedir? Sahi Çivit Emmi, çok mu ağır işitiyor? — Evet, çok ağır işitiyor. — Eh ne yapalım, idare ederiz. Neyse, bir gün hâkim bey savcı beyi ziyarete gider. Tabii yanında başka memurlar da var. Hâkim bey bağırarak selam verir: — Selâmünaleyküm! Savcı da bağırarak cevap verir: — Aleykümesselâm, hoş geldin. — Hoş bulduk. Savcının çok yüksek sesle bağırdığını gören hâkim daha alçak bir sesle konuşmaya başlar: — Ulan, amma da sağırmış, kulağına şey ettiğim. Bunu işiten savcı da başlar cevap vermeye: — Ben senin kulağına şey edeyim; ben sağır değilim be! — Ulan ben de sağır değ... Devamı

22 01 2008

Mut'tan Seçme Fıkralar II

Sarı Aşı Eskiden düğünlerde güveğiye gerdekten evvel tatlı mahiyetinde sarıkabak (balkabağı) yedirilirmiş. Gencin birinin düğününde sarıkabağı gizlice bir arkadaşı yemiş. Genç güveği baksa ki kabak yenmiş, kaçıp gizlenmiş. Güveğiyi gerdeğe koyacaklar ama yok… Arayıp bulmuşlar, gerdeğe girmek istemez. Sebebi sorulunca ağlamaklı: “- Sarı aşı yiyen girsin gelinin koynuna” demiş Sıçan Çift Sürer mi? Elbette sürmez diyeceksiniz. Ama Berber Alâeddin’in bahsettiği sıçanın sürmesi lazım. İkinci Dünya Harbi sırasında idi. Muvazzafların dışında dört kur’a da yedek olarak askere alınmıştır. Askerin iaşesini devlet bütçesinden karşılamak mümkün değildir. Bunun için devlet, çiftçinin ekili buğdayından muhtemel hâsılatın yüzde yirmisi kadar bir miktara el koymuştur. Köylü bir tür mükellefiyet haline gelen bu buğdayı hayvanına yükleyip şehirdeki yetkili ambar memuruna teslim ediyordu. Kaldırdığı malın beşte birini devlete veren vatandaş şikâyetçi değildi. Çünkü hemen her aileden bir kişi silâhaltında idi ve bu buğdaylar onlara ekmek; arpalar mekkâreye yem olarak gidiyordu. Ne var ki her zaman ve her yerde olduğu gibi burada da bir takım soysuzlar çıkmıştı. Halk yolsuzluklardan dolayı burnundan soluyordu. O günkü deyimiyle vaziyet edilen buğdayların el altından bazı görevli ve yetkililerce satıldığı dedikodusu yaygındı. Bu yolsuzluğu yapanların başında da Kaymakam olduğu rivayeti vardı. Toplanan buğday ve arpaların Taşucu iskelesine nakli tamamlanınca da olayın doğruluğu anlaşıldı. Çünkü 18 ton buğday açık vermişti. Açığın arpada değil de buğdayda olması olayı doğrulayan bir başka unsurdu. Açığın, tutulacak bir tutanakla kapatılması yolu seçilmi... Devamı

01 03 2006

Mut'tan Seçme Fıkralar I

Bedava Kefen     Mut’un Kıravga köyünde bir yabancı ölür. Köylüler İslâm geleneğine göre tekfin ve definini yapmak zorundadırlar. Ne var ki o masrafı kaldıracak kudrette değillerdir. Öyle olunca bütün köylü toplanıp birer parça bez getirirler, kefeni dikerler, gelen bez yetişmez… Tekrar birz bez salması daha yapılır, gene yetişmez, üçüncü salmada da yetişmeyince Hacı Abidin Paşa torunlarından Galip Bey dayanamaz: “- De ölüsü kandilli, bedava kefeni buldun karış karış uzarsın” der. Doğan Atlay, İçel Kültürü 1, s. 12, Eylül 1990, s. 6-7. Ali Bey      Ali Bey (Dedem Ali) ilk karısı öldükten sonra çok evlenmiş. Mizacına uygun bir kadın bulamadığı için birini boşar birini alırmış. Böyle yeni evlendiği sıra bir yaz gecesi talvarda yatarlarken kadın başlamış “rahmetli” diye eski kocasından bahsetmeye… Buna içerleyen Ali Bey gene bir rahmetli lafından sonra kadını tuttuğu gibi talvardan aşağı atmış. Bir ses, bir gürültü. Kadının kolu kırılmış. Gürültüye toplanan komşular sormuşlar: “- Ne oldu Ali Bey?” “ - Yahu biz bilememişiz, talvarı iki kişilik yaptırmışız, bugün aramıza bir de rahmetli girince karı sığmadı düştü” demiş. Doğan Atlay, İçel Kültürü 1, s. 12, Eylül 1990, s. 6-7. Sıpa       Eskiden eşkıyaların dağlarda kol gezdiği sıralarda Ermenek’ten bir yolcu kafilesi Karaman’a giderken Bıçakçı köprüsü civarında konaklarlar. Gece olunca eşkıyalar kafileye baskın yaparlar. Yolcular hep kaçar, gencin biri kaçamaz. Bir eşeğin altına ayakları arasına gizlenir. Onu da eşkıyalardan birisi görür. Sorar:... Devamı