saffetozturk
25 Takipçi | 1 Takip
31 05 2011

Mustafa Kemal Atatürk'ün Soyu II

III. ATATÜRK’ÜN ANNE SOYU: “KONYARLAR” A. KONYARLARIN RUMELİ’DEKİ VARLIKLARI     Mustafa Kemal Atatürk’ün anne soyu da Anadolu’dan gelerek Rumeli’ye iskan edilen Yörük veya Türkmenlere dayanmaktadır. Anne tarafından dedesi Vodina Sancağı’na bağlı “Sarıgöl” de denilen “Kayalar”dan göçerek Selanik yakınlarındaki “Lankaza”ya yerleşen, Sofu-zade (Sofi-zade) Feyzullah Ağa’dır. Yerleştikleri “Sarıgöl” bölgesi, “Sofular” lakabı ve ailedeki hatıraların gösterdiği üzere, Atatürk’ün anne soyu Konya Karaman’dan Rumeli’ye gelen ve bundan dolayı da “Konyarlar” şeklinde, Rumeli’deki diğer Yörük gruplarından farklı olarak bu adla anılan Yörüklerdendir. Yukarıda kısaca belirttiğimiz gibi, Orta Çağın ikinci kısmında Balkan Yarımadası’na çeşitli dalgalar halinde gelerek, Bizans İmparatorluğu tarafından burada yerleştirilen bir çok Türk unsuru vardır. X. Asırdan itibaren Peçenekler, Oğuzlar, Kumanlar kuzey yoluyla, Tuna’dan geçerek, çeşitli tarihlerde gelmiş ve çeşitli yerlere iskan edilmişlerdir. IX. Yüzyılda bile, Bizans kaynaklarında “Vardarlı Türkler” olarak zikredilen bazı Türk gruplarının Selanik civarında yerleştikleri vakidir. Bizans kaynağı “Anna Commene”nin Ohri civarında yerleştiklerinden bahsettiği Türkleri, Lejean (1861), 1065 tarihine doğru Makedonya’ya iskan edilen Oğuzlarla ilişkili görmektedir. Oğuzların bu yerleşmeleri “Attaliates”e atfen Prof. Dr. Akdes Nimet Kurat tarafından da teyit edilmektedir. Anadolu’dan Yarımada’ya geçip yerleşen ilk Türk grubu olmak üzere Türkiye Selçuklularının merkezi Konya’ya mensup olmala... Devamı

31 05 2011

Mustafa Kemal Atatürk'ün Soyu I

I. RUMELİ’NİN FETHİ VE TÜRKLEŞMESİ       Mustafa Kemal Atatürk, 1881 (Rumi 1296) yılında Selanik’te Koca Kasım Paşa Mahallesi Islahhane Caddesi’nde bugün müze olan üç katlı bir evde dünyaya geldi. Babası o sırada kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, Annesi Zübeyde Hanım’dır. Baba tarafından dedesi, ilkokul öğretmeni olan Kızıl Hafız Ahmet Efendi; anne tarafından dedesi ise, Sofu-zade (Sofi-zade) Feyzullah Efendi’dir. Mustafa Kemal’in hem baba, hem de anne tarafından soyu Rumeli’nin fethinden sonra buraların Türkleştirilmesi için Anadolu’dan göçürülerek, iskan edilen “Yörük” (Yürük) veya “Türkmenler”den gelmektedir. Bu nedenle, Atatürk’ün soyunun araştırılabilmesi ve anlaşılabilmesi bakımından önce, Rumeli’nin Türkler tarafından fethedilmesi ve Türkleşmesi konusunun ortaya konulması gerekmektedir. Çünkü, hem bu fetih hareketinde, hem de fethedilen yerlerin Türkleştirilmesinde, tıpkı Anadolu’da olduğu gibi devletin dayandığı esas unsur, aşağıda işaret edilecek çeşitli sebeplerle Yörük, Yürük, Türkmen vb. değişik isimlerle anılan “konar-göçer” Türk unsurları olmuştur. Prof. Dr. Tayyib Gökbilgin’in ifadeleriyle; “Yürükler, Oruç Bey’in de sarih surette bildirdiği gibi, Oğuzlardandır. Aşiret, taife, cemaat diye gösterilen, mesela, Türkmen aşireti, Yürük taifesi veya hususi ismiyle bilfarz Oğulbeyli cemaatı olarak rastlanan Türk göçebe halk grupları etnik bakımdan ayrı şeyler olmayıp tek menşeden çıkan ve sonra tali gruplara ayrılarak veya muhtelif grupların birleşmesiyle yeni bir birlik vücuda getiren aynı Türk halk parçalarıdır.”1 &... Devamı

27 05 2011

Dersimizin Adı Aşk

Okulun en haylaz çocuğu idi. Bu yüzden de bütün öğretmenler ve öğrenciler tarafından tanınırdı. Okulda herhangi bir olay olsa, ilk kendisine sorarlardı. *Sen mi yaptın? Diye. Öğretmenleri haylazlığı yüzünden kendisine çok kızarlardı. Ama buna rağmen herhangi bir ceza vermezlerdi. Hatta bazı haylazlıkları hoşlarına bile giderdi. Aynı zamanda sportmen bir yapısı vardı. Okulun hem Basketbol hem de Voleybol takımına girmeyi başarmıştı. Bunun yanı sıra okulda yapılan bir sürü aktivitelere katılır, özelliklede eğitim-öğretimin sona ereceği yılsonlarında okul tarafından yapılan etkinliklerde kesinlikle görev alırdı. Kendisi almak istemese bile öğretmenleri onu mutlaka görevlendirirlerdi. Kendisinin tasarlayıp yazdığı skeçlerde görev alır ve etkinliğe katılanları eğlendirirdi. Kısacası çok hareketli, zeki ve sosyaldi. Derslerine gelince o kadar iyi sayılmazdı. Ne sınıfının çalışkanları, ne de tembelleri arasında değildi. Ortalarda bir yerlerdeydi. Zeki olmasına zekiydi ama bu zekiliğini derslerde değil başka alanlarda kullanırdı. Kolay kolay derse çalışmaz, ancak yazılacak dersler varsa, onları zoraki yapardı. Anne ve babası kendisine her gün *Oğlum dersin yok mu, seni bir ders çalışırken görsek olmaz mı? Diye uyarırlardı. Bütün bu sözleri kulak arkası eder inadına ders çalışmazdı. Çok sıkışırsa resim yapmaya başlardı, bu ne dediklerinde *Bakın işte ders çalışıyorum derdi.     Bir gün edebiyat öğretmeni yanında genç bir bayanla derse girdi ve *Çocuklar Yasemin Hanım yeni edebiyat öğretmeniniz, bundan sonra derslerinize Yasemin hanım girecek dedi ve sınıftan çıktı. Öğretmenlerinin ilk görev yeriydi. Bu yüzdende çok heyecanlıydı, bu heyecanı sesine de yansımıştı. Yeni öğretmen kendisini kısaca a... Devamı

17 03 2011

Mut'tan Resimler

Gençali Köyünden  "Pirinç Suyu" Mut'ta sonbahar Gezende Şelalesi Gezende Şelalesi Gezende Şelalesi Karaekşi Karaekşi Karaekşi Karaekşi Kırkpınar Yerköprü Yerköprü Yerköprü Yerköprü Yerköprü Yerköprü Karacaoğlan Anıtı Mut Kalesi Mut Kalesi Mut Kalesi Alahan Kilisesi  Alahan Kilisesi Alahan Kilisesi Mavga Kalesi Mavga Kalesi Alaoda Kilisesi Gezende Barajı Gezende Barajı Laal Paşa Camii Kumbet Çınaraltı Parkı Sinek Tepesi Sıra Tekne Kozlar Yaylası Aşağı Deveci ... Devamı

12 04 2011

Ömür Dediğin Birkaç Saat mi?

      O kadar çok acı çekiyordu ki; Kalbi sanki durmuştu, başı çatlayacak derecede ağrıyor, midesi bulanıyor, soluk bile alamıyordu. “SU” bir bardak su verin diyecek oldu. Kime diyecekti, tek başına yaşıyordu. Beş çocuk yetiştirmiş hepsini evlendirmişti. Hatta torunlarının bile çocukları olmuştu. Karısı öleli tamı tamına dört sene oldu. Ama o hiçbir çocuğunun yanında kalmadı, kalamazdı, rahat edemezdi. Tek başına da olsa kendi evi başkaydı.  Şu an çocuklarından biri yanında olsa ne iyi olurdu, yoktu işte. Zaten hepside çoktan torun sahibi olmuş, kendisi gibi onlarda yaşlanmaya başlamıştı.  Telefon edecek oldu önce, sonra vazgeçti. Akşam akşam çocukları telaşlandırmayayım, sabahı bekleyeyim diye düşündü ve öylede yaptı. Hiç gözünü kırmadan sabahın olmasını bekledi. Gün ağarır ağarmaz hemen telefona davranıp oğluna haber verdi. -Oğlum beni acele doktora yetiştirin, çok kötüyüm dedi. Oğlunun sesi telefonda sanki sitem eder gibi gelmişti kendisine. Ama ne yapsın başkada çaresi yoktu. Gerçi oğlumda haklı, dört senedir bu kaçıncı arayışım, usanmıştır benden diye düşündü. Aslında oğlu hiçte sitem etmemiş hemen üzerini giyinip, en kısa zamanda köye gelmişti. Yolda oğluna -Akşamdan sabaha kadar ömrüm sanki birkaç saatle sınırlıymış gibi geldi, tek bir nefesim kalmıştı, oda gitse hayat orda bitecekti, diyerek rahatsızlığını anlattı. Oğlu –Neden akşam haber etmedin baba, hemen gelir hastaneye götürürdüm dediğinde ise, cevabı –Ne bileyim oğlum akşam akşam rahatsız etmeyeyim diye düşündüm. Oldu. Neyse hastaneye gelmişlerdi. İşlemler, muayene ve tetkikler yapıldı. Doktor -Dede sizi servise yatıracağım, birkaç gün gözlem altında tutacağı... Devamı

10 04 2011

Hüseyin Gezer Kimdir?

        1920 yılında Mersin, Mut ilçesinin Kıravga Köyü'nde doğdu.         İlkokulu Mut'ta, ortaokulu Silifke'de okuduktan sonra, Balıkesir Necatibey Öğretmen Okulu'nu bitirdi (1940). 1 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra, askerlik hizmetini tamamladı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in emriyle, mecburi hizmeti ertelenerek Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü'ne girmesi sağlandı (1944). Belling'in öğrencisi oldu ve 1948'de okulu bitirdi.         Burslu olarak Paris'e gitti ve burada Julian Akademisi'nde Prof. Gimond'un atölyesinde çalıştı. Yurda dönünce, Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü'ne asistan olarak girdi (1950). Modlaj öğretmenliği, atölye öğretmenliği, müdür yardımcılığı, müdürlük (daha sonra başkanlık), ayrıca 1969-1976 yılları arasında Resim ve Heykel Müzesi müdürlüğü yaptı. Okulla ilgili kanun uyarınca "profesör" unvanını aldı.         Başlıca eserleri şunlardır: Türbanlı Kadın, Çıplak Kadın, Çocuk ve Ana, Efe'nin Aşkı, Köprülü Mehmet Paşa büstü, Atlılar, Yahya Kemal Başı, Atatürk Başı büstü, Atlılar, Yahya Kemal Başı, Atatürk Başı (İstanbul Belediye Sarayı girişi). Geyve, Karabük, Akhisar, Balıkesir, Antalya, Polatlı, Atatürk anıtları, Mut Karacaoğlan Heykeli, Polis Şehitleri Anıtı (Ankara), 50. Yıl Atatürk büstleri (Yarışma 2 birincilik ödülü).         Her yıl Mersin Büyükşehir Belediyesi ile Mersin Üniversitesi Heykel Bölümü ortaklaşa olarak Uluslarası Hüseyin Gezer Taş H... Devamı

11 04 2011

Dogan ATLAY'ın Biyografisi

Dogan ATLAY'ın Biyografisi |  görsel 1

     28 Nisan 1930 günü babamın öğretmen olarak bulunduğu Mutun Yapıntı köyünde doğmuşum. (Babamın günlüğünde öyle yazılı) 1934 yılına kadar orada oturduk. Babamın Mut ilkokuluna atanması ile Muta göçtük.      1936 yılında anamla babam ayrıldılar. 1937 yılında Mut ilkokulunda öğrenimime başladım. Yaşantımdan kaynaklanan çok zor şartlar altında 1943 yılında ilkokulu bitirebildim.        O yıl terzi yanına çırak olarak girdim. Bir yıl terzi çıraklığımdan sonra 1944 yılında Düziçi Köy Enstitüsüne öğrenci olarak girdim. Dördüncü sınıfa geçtiğimiz yıl, açılan bir sınavı kazanarak 1947 yılında Hasanoğlan Köy Enstitüsü sağlık koluna ayrıldım. 1949 yılında okulu bitirip köy sağlık memuru olarak Mutta göreve başladım.       28 yıl görevimi sürdürüp 1977 yılında emekli oldum. Emeklilikte amaçsız yaşamımı sürdürürken Halk eğitimi Merkezimizin çok değerli müdürü enerjik Hilmi Dulkadirle tanıştım. Zaten okumayı seven, tarihine ve kültürüne bağlı bir yaratılışa sahiptim. Memuriyetle gezdiğim yerlerde hobi olarak kültürel bazı saptamalarım olmuştu. Hilmi Bey bunları yazmamı sağladı, yazılarım yayımlandıkça daha iyi yazmaya çalışıyordum. Sonunda kültürel alanda aranılır bir kimse durumuna geldim.       Bazı panellere konuşmacı olarak, bazı ulusal ve uluslar arası sempozyumlara bildiri ile katıldım. Ayrıca radyo ve televizyonlarda, üniversitelerde değişik zamanlarda kültürel oturumlarımız olmuştur.       Şimdiye kadar hepsi kültürel olmak üzere üçyüze yüze yakın makalem ile Destanlarım... Devamı

07 03 2011

Mut'un Köyleri

  Alaçam Geçimli Kurtuluş Aydınoğlu Gençali Kürkçü Aşağıköselerli Güme Kırkkavak Bağcağız Güzelköy Kızılalan Ballı (Eleksi) Güzelyurt Kışla Barabanlı Göcekler Köselerli Bozdoğan Gökçetaş Mirahor Burunköy Göksu Mucuk Çağlayangedik Hacıahmetli Narlı Çaltılı Hacıilyaslı Narlıdere Çamlıca (Beci) Hacınuhlu Ortaköy Çampınar Hacısait Özköy Çatakbağ Hamam Palantepe Çatalharman Haydar Pamuklu Çivi Hisar Sakız Özlü Hocalı Sarıveliler Çortak İlice (Ilıca) Selamlı Çukurbağ Irmak Su&ccedi... Devamı

03 03 2011

Mut'un Yaylaları

     Mut insanı yayla kültürü ile iç içedir. Yaz aylarında ilçe merkezindeki yüksek sıcaklık oranı nedeniyle başta Sertavul ve Kozlar olmak üzere yaylalara göç olmaktadır. Son zamanlarda Zeyker yaylasına da ilgi çoğalmıştır. Mut ve çevresinde yaylacılık, hayvanlarını otlatmak, tarım yapmak, yaz aylarında sıcaktan kurtulmak, eski bir geleneği yaşatmak gibi değişik amaçlarla yapılmaktadır. Mut'un her köyünün sınırları belirtilmiş yaylaları vardır ve köylüler genellikle kendi köylerine ayrılmış yaylalarına göçer. Daha önceleri yaya ve hayvanlar aracılığı ile çok güç koşullarda gerçekleştirilen yaylaya göç, ulaşım araçlarının çoğalması ile kolaylaşmıştır. Bu yüzdende hemen hemen her saat yayla yollarında bir araç görmek mümkündür.       Sertavul, Kozlar ve Zeyker yaylalarına genellikle yaz aylarındaki Mut’un yoğun sıcağından kurtulmak için gidilmekte ve uzunca süre tatil yapılmaktadır. Hatta Mut dışında da gelip yaz tatilini burada geçirenler vardır. Çok az sayıda kişi bağ-bahçe işleri ile uğraşmaktadır. Fakat Mut’un diğer yaylalarında ise tam tersidir. Çoğunluk tarım ve hayvancılık ile uğraşırlar ve bu yüzden yaylaya göç ederler. Az sayıda da tatil amaçlı gelenler vardır. Şu unutulmamalıdır ki Mut’un bütün yaylaları çok özeldir. Birçok yönden biri birine benzerler, essiz bir güzelliğe sahiptirler. Yaylalarının en belirgin özelliği Çam, katran, köknar ve ardıç ormanlarıyla kaplı, üzerinde iyi ot yetişen verimli topraklı sahip olmasıdır. Yazın yaylaya göç edemeyen çok sayıda Mut'lu ise hafta sonları piknik yapmaya gitmekte ve güzel ya... Devamı

05 01 2011

Tatlı Dil

“Çıt” diye bir ses duydu Yusuf. Bir kuru dalın kırılma sesiydi bu, biri yanına doğru geliyordu. Ürperdi, soluğu kesildi nerdeyse, acaba o muydu, yoksa başka birimiydi. Bir süre hareketsiz durdu, sonra arkasına döndü. Gözlerine inanamadı, işte oydu, gönderdiği mektup işe yaramıştı. Kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu, kız yanına geldiğinde dili tutuldu, ne diyeceğini, söze nasıl başlayacağını unuttu. Oysa önceden neler söyleyeceğini, derdini nasıl anlatacağını ezberlemişti. Yok, oldu işte bütün ezberledikleri biranda yok oldu. Bir an sessiz kaldı, kızın gözlerinin içine baktı. Kızında; hiç seslenmeden karşısında durmasından ve gözlerinin içine bakmasından cesaretle, söze başladı. İlk başlarda hoş geldin, nasılsın gibi laflar ettiyse de bir anda; -Seni çok seviyorum, hiç aklımdan çıkmıyorsun, gece rüyamda, gündüz hayalimdesin deyiverdi. Kezban da:-Bende senden hoşlanıyorum diyebildi sadece. Yusuf kızın ellerini avuçlarının içine aldı, sıcacıktı. İçini bir mutluluk kaplamıştı. Bir süre öyle kaldılar, birbirlerinin gözlerinin içine bakarak oldukları yere oturdular, sustular hiç konuşmadılar, bir süre sonra kız; -Gitmeliyim, evdekiler yokluğumu fark etmesinler dedi ve ayağa kalktı, hemen Yusuf’ta kalktı, kızın ellerinden tutarak; -Yarın yine burada buluşalım mı dedi. Kezban ne kadar olmaz, gören olur dese de, Yusuf’un ısrarı karşısında kabul etmek zorunda kaldı. Yusuf sevdiğinin gidişini seyretti. Bir süre daha oturdu. Sonra yerinden kalkarak, köyün yolunu tuttu. Çok mutluydu, bu durumunu annesi de fark etmişti. -Ne o oğul çok neşelisin, bunun sebebi ne? Diye sorsa da, oğlundan bir cevap alamamıştı.Akşam erkenden yattı Yusuf, çünkü hemen sabah olsun istiyordu. Bin bir rüyalar görd&u... Devamı

17 12 2010

Atatürk'ün Eğitim ile İlgili Sözleri

     Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Eğitim Konusu İle ilgili olarak Söylemiş olduğu özlü sözleri bu konu başlığında bulabileceksiniz. 1923 tarihinde eğitim için; - Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça, muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuna bağlıdır. 1927 tarihinde öğretmenler için; - Öğretmenler her fırsattan yararlanarak halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutan bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır. 1928 de eğitim için; -Milli eğitimde süratle yüksek bir seviyeye çıkacak olan bir milletin, hayat mücadelesinde maddi ve manevi bütün kudretlerinin artacağı muhakkaktır. 1924 Milli eğitim hakkında; - Milli eğitim ışığının memleketin en derin köşelerine kadar ulaşmasına, yayılmasına özellikle dikkat ediyoruz. 1925 Öğretmenler hakkında; - Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet henüz millet adını almak kabiliyetini kazanmamıştır. Ona basit bir kitle denir, millet denemez. Bir kitle millet olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır. 1924 de öğretmenler hakkında; - Yeni nesil, en büyük Cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır. 1924 de öğretmenler için; - Türkiye’nin birkaç yıla sığdırdığı askeri, siyasi, idari inkılâplar sizin, sayın öğretmenler, sizin sosyal ve fikri inkılâptaki başarılarınızla pekiştirilecektir. Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı h... Devamı

01 12 2010

Kiraz Yetiştirciliği

1-GİRİŞ:             Anadolu birçok meyve türlerinde olduğu gibi kirazın da en eski kültürünün yapıldığı bir yerdir. Yapılan çalışmalarla kirazın gen merkezinin Transkafkasya, Küçük Asya civarı ve İran olduğu belirlenmiştir. Yabani kirazların yoğun olarak bulunduğu Hazar denizi ile Karadeniz arasındaki bölgenin kirazın Anavatanı olduğu kabul edilmektedir. Memleketimizde de Kuzey Anadolu Dağları ve Doğu Toroslarda yabani tiplere bol miktarda rastlanmaktadır. Dünyada 1500 civarında kiraz çeşidinin yetiştiriciliği yapılmaktadır. Yapılan ıslah çalışmaları ile bu sayı devamlı artmaktadır. Hem çeşidin fazlalığı hem de çeşitlerin bölge insanları tarafından değişik isimlendirilmesi sonucu; bazen aynı çeşit değişik isimlerle, bazen de değişik çeşitler aynı isimlerle söylenir olmuştur. Bu durum ülkemizde bir çeşit ve isim kargaşasına sebep olmuştur. Kirazın menşei ile ilgili bazı çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda vişnelerin kirazdan meydana geldiği tespit edilmiştir.( ÖZ; 1982 )Dünyada geniş bir yayılmaya sahip olmakla beraber ticari üretimi bazı ülkelerde yoğunlaşmıştır. A.B.D, Türkiye, Almanya, İtalya, Fransa, Bağımsız Devletler Topluluğunun Avrupa kısmı önemli üretici ülkelerdir. Ülkemiz iklim şartlarına bağlı olarak A.B.D’den sonra genellikle ikinci sırada yer almaktadır. Üretim miktarı bakımından sevindirici bir durumda olmamıza rağmen, üretim kalitesi ve ihracat miktarı bakımından durumumuz istenilen düzeyin çok altındadır. Kiraz her bölgemizde az çok yetişmekle beraber, bazı yörelerimizde temel geçim kaynağı olarak özel bir anlam taşımaktadır. Dereçine, Uluborlu, Honaz, Kemalpaşa böyle yörelerimizdendir. Önemli kiraz üreticisi... Devamı

08 11 2010

Ömrümün Yolu

      Oğlu ile İstanbul’a gelmişti yaşlı nine, aylarca kaldığı bu şehirde hiç kimse hatırını sormamış, kimseyle konuşmamıştı. Köyünü ve köylüsünü özlemişti. Onların dostluklarını sevgisini içinde hissetmişti. Bir gün oğluna: “Ne olur oğul beni köyüme götür” diyerek titreyen elleriyle oğlunun bileğinden tuttu. “Ne olur!” dedi “Ne olur beni köyüme götür oğul, burada bunca kalabalığın içinde tek başınayım, kimsesiz ve çaresizim, burada yapamıyorum, bu koskoca İstanbul’da yalnız kalmak artık tak etti canıma” demişti. Oğlundan gelen cevap yaşlı gözlerini donuklaştırıverdi: “Olmaz ana; biliyorsun götüremem seni! Aklım hep sende kalır, hem kimimiz kaldı ki memlekette” yazmasını titrek elleriyle düzeldikten sonra oğluna; “Köydeki evimi biraz tamir ettiririm, hem köydekiler akrabamız, arkadaşımız, sırdaşımız sayılmaz mı? Onlar bakar bana, gözün arkada kalmaz oğul. Tövbe tarlaya çalışmaya da gitmem evimde otururum. Arada bir telefon açarsın bana torunlarımın sesinde duyurursun, yeter ki köyümde olayım evlâdım!” Sesinde acı bir feryat gizliydi aslında. Birkaç kez yutkundu. Biricik evlâdından gelen cevap olumsuzdu.       Yaşlıydı hastaydı, gözlerinde kalın çerçeveli bir gözlük vardı, kamburu çıkmıştı, hep iki büklüm yürürdü. Memleket hasreti belini biraz daha bükmüştü. Gözlerinden süzülen birkaç damla yaş sanki daha da artırmıştı. Yorgun geçen yıllar göz kenarlarındaki çizgiler çoğalmıştı. Sessiz ve sakindi ne etliye ne sütlüye karışırdı.       Garip kalmıştı yine Nine. Oğlu ile İstanbul&rsqu... Devamı

21 10 2010

Atatürk'ün Anıları VII

       Atatürk ve Halil Ağa; Altlarında, Nuri Conker’in bir arkadaşının arabası vardı. Eylül sonu akşamı sonbaharın tadını çıkararak, Çekmece’ye doğru gidiyorlardı. Birden Atatürk’ün gözleri akşam güneşi altında çift süren bir köylüye takıldı. Yaşlı bir adamdı bu. Sapanının sapına iyice yapışmış, toprakları yavaş yavaş deviriyordu. Fakat çiftin bir yanında öküz, bir yanında merkep vardı. Eşit güçlerle çekilmediği için sapan yalpa yapıyordu. Atatürk şoföre durmasını söyledi. İndiler. Köylüye seslendi:“Kolay gelsin Ağa!,“İşler nasıl ? Bu yıl mahsulden yüzünüz güldü mü? ”Köylü isteksiz konuştu; “Tanrı’nın gücüne gitmesin bey, bu yıl yufkaydı mahsul. Kabahatin acığı bizde, acığı yukarda! Biz geç davrandık, yukarısı da rahmeti esirgedi.” “Bakıyorum, sapanın bir yanında öküz, bir yanında merkep koşulu. Öküzün yok mu senin?” “Var olmasına vardı ya, hıdrellezde vergi memurları sattılar.” “Hiç vergi memurları köylünün üretim aracını satar mı? Olmaz böyle şey! Muhtara şikâyet etseydin…” Köylü güldü: “Muhtar başında değil miydi memurun, a bey?” Atatürk dudaklarını dişleri arasında ezerek konuştu: “Kaymakama gitseydin.” Köylü iyice güldü.“Sen de benle gönül mü eyleyon beyim?” dedi.  Atatürk konuşmayı sürdürdü.“E peki, İstanbul şuracıkta geleydin valiye anlataydın derdini… Onun işi bu değil mi?”  Köylü Atatürk’ün saflığına inanmış iyiden iyiye gülüyordu. Konuşmanın tadını çıkardığı için keyiflenmişti de bi... Devamı

19 10 2010

Ceviz, Kiraz ve Ayvanın Faydaları

 CEVİZ'İN FAYDALARI 1-Yüksek kolesterolü düşürür. 2-Hastalığı tedavisine yardımcı oluyor. 3-İçerdiği demir sayesinde kansızlığa iyi geliyor. 4-Veremde tedaviye destek (Verem hastalığında hem besleyici hem de tedavi edici özellik gösterdiğini söyleyen uzmanlar, her sabah kahvaltıda bir miktar ceviz içi yenmesinin zekâyı geliştirdiğini belirtiyor.) 5-Nasırlar üzerine konulan ceviz yağı zamanla bunların yok olmasını sağlıyor. 6-Ceviz yapraklarından yapılan çay iştah açıyor. Mideyi kuvvetlendirip boğaz hastalıklarına iyi geliyor. 7-Ceviz yağı yüz lekelerinin üzerine sürülüp masaj yapılırsa lekeler yok oluyor. 8-İçerdiği fosfor ve kalsiyum nedeniyle zihni yorgunluğu giderir, kemik ve dişleri güçlendirir. 9-Potasyum açısından oldukça zengindir. (Potasyum, sinirlerin uyarımı ve kas dokusunun çalışması için gereklidir.) 10-Magnezyum içerdiği için kasları rahatlatır. 11-Kırmızı kan hücrelerinin biçimlenmesini sağlar. 12-Akciğerlerden dokulara oksijen taşınmasına yardımcı olan ve kansızlığı önler. 13-Demir açısından oldukça zengin bir besin maddesidir. 14-Bal ile karıştırılıp tüketildiğinde soğuk almış mideye iyi gelir. 15-Damar sertliğini önler. 16-Enerji sağlar. 17-Şeker hastaları için hayati önemi olan insülini artırır. 18-Verem mikrobuna karşı korur. 19-Ceviz yağı, mide ve bağırsakları temizleyerek, yumuşak kalmalarını sağlar. 20-Basur için faydalı olduğu rivayet edilmekte ve bunun için balla karıştırılarak yenilmesi tavsiye edilmektedir. 21-Aromatik kokulu yaprakları kabızlığa, iştahsızlığa, kan temizlenmesine ve hazımsızlığa karşı yararlıdır. 22-Ciğere, mideye ve dimağa kuvvet verip ağız kokusunu da giderir. Not: Hazmı zor olduğundan karaciğeri rahatsız o... Devamı

15 10 2010

Ceviz Yetiştiriciliği

EKONOMİ VE BESLENMEDEKİ YERİ  Ceviz mutedil iklimi sevip, sert kabuklu meyvelerdendir. Ceviz ağacından çok yönlü yararlanmaktadır. 100-150 yıl yaşamaktadır. Meyvesinden ve ağacının kerestesinden yararlanılmaktadır. 60 yaşındaki ceviz bahçesinin kereste geliri arsa gelirini aşmaktadır. Ceviz B ve D vitaminlerince çok zengin olup, A,C ve E vitaminleri de içermektedir. Cevizin bileşiminde %59-74 yağ, %12-24 Protein, %1-2 Mineral Maddeler %5-10 Selüloz içermektedir. Ceviz yağ ve protein yönünden badem ve fındıktan daha zengindir. Kalori yönünden fındığa eşit bademden daha iyidir. Ayrıca ceviz doymamış yağ asitleri ihtiva ettiğinden insan sağlığını tehdit eden kolesterol birikimlerini engellemekte, damar sertliğine karşı büyük fayda sağlamaktadır.   İKLİM İSTEKLERİ   Ceviz ağacı değişik toprak ve iklimlere kolayca uyum sağlayabilmektedir. Ilıman iklimi sevip 400-1800 saat soğuklama isteği olup, deniz seviyesinden 1700 m yüksekliğe kadar yayılış gösterir. Ceviz hem yüksek hem de düşük sıcaklığa karşı duyarlıdır. Geç ilkbahar donları tomurcukların kabarma zamanında daha fazla zarar yapar. Tomurcuklar kapalı iken –3 C ye, tam çiçeklenme döneminde –1 C kadar dayana bilir çiçek döneminde soğuktan zarar görme daha sık görülür. Sonbaharın erken donlarında –9 C, –12 C’de odunlaşmamış sürgünler zarar görür. Aşırı yaz sıcaklarında yeşil kabukta yapraklarda yanmalar ve meyvelerde büzülmeler olur. Bu zararlanma 36 C’de başlar 43 C’de çok şiddetlenir. Yazları bol güneşli, kışları ılıman geçen soğuk rüzgârlardan korunmuş vadilerde iyi gelişir. Kışı sert geçen yerlerde uygun çeşit seçilmelidir.   TOPRAK İSTEKLERİ  Ceviz toprak seçici ... Devamı

17 06 2010

Festival ve Şenliklerimiz

   Mut Kayısı Festivali Düzenleyen: Mut Belediye Başkanlığı Tarihi: Her yıl Haziran ayının 1. haftası     Mut Işıklar Köyü Kültür ve Karakucak Güreş Şenliği Düzenleyen: Mut Işıklar Köyü Muhtarlığı Tarihi: Her yıl Temmuz ayının 3. haftası       Mut Ballı Köyü Bal Festivali Düzenleyen: Mut Ballı Köyü Muhtarlığı Tarihi: Her yıl Ağustos ayının 2. haftası   Mut Topluca Köyü İncir Şenlikleri Düzenleyen: Mut Topluca (Perante) Köyü Muhtarlığı Tarihi: Her yıl Ağustos ayının 2. haftası     Mut Güme Köyü Yayla Şenliği Düzenleyen: Mut Güme Köyü Muhtarlığı Tarihi: Her yıl Ağustos ayının 3. haftası     Mut Çömelek Köyü Elma-Üzüm ve Kültür Şenlikleri Düzenleyen: Mut Çömelek Köyü Muhtarlığı Tarihi: Her yıl Eylül ayının 1. haftası   Uluslararası Karacaoğlan Sempozyumu Kasım ayının 1. Haftasında Mut’ta düzenlenmektedir.   Ayrıca Mut’un Kozlar ve Sertavul yaylalarında her yıl Şenlik düzenlenerek “30 Ağustos Zafer Bayramı” kutlanmakta ve halktan büyük ilgi görmektedir.   ... Devamı

07 05 2010

Ben Saffet ÖZTÜRK

    Ben Saffet ÖZTÜRK; Duydum ki beni merak edenler varmış! Anlatayım; Evvela Mut’luyum, 1968 doğumluyum, Mart ayında soğuk bir günde doğmuşum. Yağmurlu, karlı bir havada değil de, bildiğiniz Mut’un o soğuk havalarından birinde işte… Yakışıklı sayılmam. Burnum var, kulağım var,  pek biçimli olmamakla beraber. Mütevazıyim, işte hepsi o kadar. Çok yemek seçerim, bamyayı hiç sevmem mesela, Malda mülkte gözüm yoktur desem de inanma, yetecek kadar olsun isterim. Şiir yazamam, resim çizemem, hele hele sesim çok kötüdür, şarkı hiç söyleyemem, bir oğlum var FİKRİ, En yakın arkadaşlarım kimdir bilmiyorum. Mut’luyum ya yeter.  Başka ne anlatayım bilmiyorum, belki daha benimde bilmediğim, bin bir huyum vardır. Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya? Onlar da bunlara benzer.    ... Devamı

20 04 2010

Slayt Gösterisi

  Devamı

31 03 2010

Sertavul Yaylası

Günümüzde yayla statüsünde olan Sertavul, Osmanlı klasik döneminde köy statüsündeymiş. Mut’un kuzey-batısında, Karaman İl Sınırına yakın yerde ve anayol üzerinde, Torosların güney yamacındadır. Vadi içerisinde geniş bir alana kurulmuştur. Mut'a 36 km uzaklıktadır. En baştaki Akçeşme’den başlayarak, sırayla Alıçlı, Merkez, Yağlı ve Küçüksertavul mahallelerinden oluşmuştur. Rakım 1600m. Civarında olduğu için, karasal iklim özelliği göstermektedir. Kışın karı meşhurdur. Yaylada son yıllarda yapılaşmanın fazla olması nedeniyle bahçe sayısı oldukça azalmıştır. Yaylada Elma, Kiraz, Ceviz yetişmektedir. Orman yapısı ise Ardıç, Andız, Göknar ve Karaçamdır. Meşhur Sertavul geçidi de buradadır. Yaylada petrol, lokanta, kahvehane, bakkal ve fırın bulunmaktadır. Lokanta sayısı oldukça fazladır. Yaz aylarında oldukça kalabalık olan yaylada, kış aylarında ise sadece lokantalar ve petrol açık olmakta ve buradaki çalışanlardan başka kimse yaylada kalmamaktadır. Yaylada her yıl 30 Ağustos Şenlikleri kutlanmaktadır.                                                 NOT :Bilgiler değerli hemşerimiz araştırmacı-yazar Ensar KÖSE'nin "Mutlu Köyler" kitabından alınmıştır. Fotograflar ise Bülent ÜSTÜNDAĞ tarafından çekilmiştir. Bir Mut’lu olarak her ikisine de bu çalışmalarından dolayı ş&uu... Devamı