saffetozturk
25 Takipçi | 1 Takip
11 02 2009

Kaysının Faydaları

Kayısının Faydaları:          Mut denince ilk akla gelen kaysıdır. İlçe ekonomisinde Kaysının büyük yeri vardır. Mut’ta tarım alanının az olmasına rağmen, halkın %90'nının geçim kaynağı tarımdır. Tarımda da öncelik Kaysı, Erik ve Zeytin üreticiliğidir. Ama reklam işi çok iyi yapılamamaktadır. Üretilen Kaysılar hasat edildikten sonra yaş (kurutma yapmadan) olarak iç piyasaya ve ihracata gönderilmektedir.          Daha birçok çeşit meyvede ilçemizde yetişmektedir. İlçemizde her geçen gün Kaysı tür ve çeşitleri gelişmekte ve çeşitlendirilerek daha çok ekilmektedir, Bunların Başlıcalar; Şekerpare Tokaloğlu Karacabey Septik Ninfa Bebeko Çağataybey Piryana Alyanak Roxona Arora Ve benzerleri dir.   Bu kadar ön bilgiden sonra gelelim Kaysının insan sağlığındaki yerine      Doğal ilaç niteliği taşıyan kayısının faydalarını şöyle sıralayabiliriz.   1-    Beynin düzenli çalışmasını sağlar, stres azaltır, 2-    Karaciğerin tahrip olan kısımlarının tamirini sağlar, 3-    Kemiklerin çok daha düzgün ve sağlam olmasında önemli rol oynar, 4-    Dişlerin daha sağlam ve kuvvetli olmasında önemli rol oynar, 5-    Kan yapımını artırarak kansızlığa engel olur, 6-    Mide ve oniki parmak bağırsağı ülserinin meydana gelmesine engel olur, 7-    Böbreklerin taş teşekkülünü azaltır, 8-    Üreme sistemi üzerinde olumlu rolü bulunup, cinsel gücü arttırmaktadır, 9-    Kansere karşı koruyucu ... Devamı

28 12 2008

Asbut Efsanesi

Hani Mut’un beri yanında dağı Kelköy’ün (Kelceköy) karşısında beş altı (şimdi daha fazla) ev var ya” Asbut (As-but) dirler. Şimdi kelköy’ün mahallesi gibi bir şey orası. İşte orada eskiden çok zalim bir ağa varmış, bu ağa o civardaki köylülerin baş belasıymış.                Bu zalim ağa yanında beşlediği üç-beş kişiye istediğini yaptırırmış. Öyle ki ; “Gidin falanca kişinin sürüsünden üç beş davar getirin.” Diye emredermiş ve emri derhal yerine getirilirmiş. Canı meyve isterse “Gidin filanca kişinin bahçesinden iki eşek yükü meyve getirin.” Diye adamlarını yollarmış aynen istediği meyveler getirilirmiş. Yani sanki civar köylerdeki insanların malının ortağı gibi davranan bu ağa, mallarına ortak olduğu yetmezmiş gibi atıyla dolaşırken hoşlandığı yani beğendiği kızı ya da kadını gönüllü ya da gönülsüz konağına kapatırmış. Birkaç ay ya da birkaç yıl onunla birlikte olur, ondan hevesini alınca, bir başkasını getirir onunla gönül eğlendirirmiş.                Bir gün yanına adamlarını alır, Çalarası (Çalı Arası) mevkiine keklik avlamaya giderler. Orada davar güden bir kadınla karşılaşır. Ağa bu kadına çirkin teklifte bulunur. Kadın; “defol git, terbiyesiz adam.” Diye tersler ve yavuz köpeklerinin yardımı ile ağadan kurtulur. Hani (Her kuşun eti yenmez) dirler ya ağa bu kez sert kayaya çarpmış. Kadın akşam kocası eve geldiğinde olayı kocasına anlatır. Kocası Nuh Kiya, hemen akrabalarından birkaç yiğidi de yanına alarak zalim ağa’nın kapısına dayanır. Ağa; “Nuh Kiya ben bir hata yaptım, sen bağışla” diye yalvarıp yakardıysa da Nuh Kiya, bu... Devamı

15 10 2008

Kara Borular

        Ülkemizdeki bilim adamlarının yaptıkları araştırmalara göre küresel ısınma aynı şekilde devam ederse, yaz aylarında Türkiye’nin batısında sıcaklıklar 5 ila 6 derece, Orta ve Doğu Anadolu ile Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ise 3 ila 4 derece yükselecek. Kar yağdığı kışlar da olacak, daha az kar yağdığı kışlar da olacak. Türkiye’nin ekosistemlerinde ciddi sorunlar olacak ki bu ekosistemler de bir ülkeyi bir coğrafyayı ayakta tutan şeyler...         Böceğiyle, merasıyla, kurduyla, hayvanıyla canlılar etkilenecek, bir sürü canlı yok olacak... Yine küresel ısınma sonucu olarak yağışlar azaldı, mevsimler değişti, ekosistem değişmeye başladı. Bütün bu olumsuzluklardan tüm canlılar etkilenmeye başladı. Doğayı kirleten ve kendi menfaati doğrultusunda istediği gibi kullanan insanlar daha çok etkilenmeye ve zarar görmeye başladılar. Peki ders çıkaran var mı? Bunun cevabı bireyin kendinde saklı. Bu konuda öncelikle gelişmiş Devletlerin yöneticileri başta olmak üzere, tüm dünya Devletlerin yöneticileri gerekli bilimsel çalışmaları yapmalı ve insanlara bilgiler vermelidir. Gerekli önemler acilen alınmalı, bireylerde üzerine düşen görevleri yapmalılardır. Eğer bizlerden sonra gelecek nesile iyi bir dünya bırakmak istiyorsak. Nitekim bu konuda çok ciddi çalışma ve bilimsel araştırma yapan devletler var, ama yeterli olduğunu düşünmüyorum. Oysaki bu durum dünyadaki tüm insanları ilgilendiren bir konu.         Ben burada asıl değinmek istediğim konu, yağışların az olmasından dolayı su kaynaklarının azalması ile Mut’ta insanlar değişik arayışlar içerisine girdiler ve bir damla suyu bile boşa akıtmamak için ellerinden gelen her şeyi yap... Devamı

17 04 2008

Adet, Gelenek ve Görenekler

 Adetler 1. (1) Mut’ta Unutulan Adetlerimiz: Sakız Sakızın ne zaman çiğnenmeye başlandığı ve ne gibi evrelerden geçtiği hakkında bir bilgiye rastlamadım. Her kıtada bilindiğine göre insanlık kadar eski olsa gerek. Ansiklopedi ve sözlüklerde pek kısa olarak bahsedilir. Bu yazımda Mut’ta istihsal edilip çiğnenen sakızlardan söz edeceğim. Bu tabii, tabii olduğu kadar nefis olan sakızlar çiklet geldikten sonra maalesef unutulmaya terk edildi.  a. Damla Sakızı Buralarda “sakızlık” denen, sakız ağacının gövdesinden sızan özsu ilkin şeffaf bir sıvı iken hava ile temasından sonra katılaşmaya başlar. Kremsi bir renk alır. Çiğnenme kıvamına kadar katılaşan sakızlar çocuklar, kızlar ve kadınlar tarafından toplanır. Toplama işlemi her mevsimde yapılabilir. Zevkle çiğnenen damla sakızın kendine has güzel bir lezzeti ve kokusu olur. Çiğnendikçe katılaşan sakıza bir parça balmumu katılarak kıvamı ayarlanır.  b. Kanak Kanak, dağlarımızın bin metre kadar yüksekliklerinde yetişen bir bitkidir. Topraktan çıkar çıkmaz yapraklandığından gövde kısmı toprak içinde kalır. Yaprakları aynen tavşan kulağına benzer. İlkbaharda sarı çiçekler açar. Kanak bitkisi hemen her yerde olmadığı gibi tek başına da olmaz. O bir aile gibi 80-100 kadar kök bir arada biter ki buna “kanak ocağı” denir. Kanaktan sakız almağa da “kanak kesme” denir. Kanak kesme işlemi Temmuz-Ağustos aylarında yapılır. Bu işi de ekseriye çocuklar ve genç kızlar yapar. Kanak kesecek kişi herhangi bir kanak ocağına gelerek kanak köklerini 8-10 cm. kadar derinlikle açar. Keskin bir bıçak ile kanak gövdesinin üst kısmından keser, kesilen yerden derhal süte benzeyen bir sıvı çıkar; buna “kanadı” denir. Hava ile... Devamı

05 03 2008

Mut Yöresinde Söylenen Efsaneler II

  ÇEÇ TEPE  (olduğu yere şimdi toptancı hali yapıldı)  Mut’tan Karaman’a giderken 3. km.’de Kuruköprü ile Kokarçeşme arasında iki metre kadar yükseklikte muntazam koni şeklinde beyaz topraklı bir tepecik vardı. (Mutlular, etraf köylüler ev sıvamak için çektiler tükettiler şimdi yok.) Güney tarafında aynı topraktan daha büyücek bir tepe daha var. (O duruyor.) Küçük tepenin çeç, büyük tepenin de saman olduğu söylenir. Çok eski zamanın birinde çiftçinin biri orada harman kaldırırmış. Harmanı atıp daneleri samandan ayırdığı sırada eşeği ile bir ihtiyar gelip biraz arpa biraz saman ister. Harman sahibi vermek istemez. “- Yok!” der. İhtiyar: “- Ya bunlar ne?” deyince, “- Toprak” cevabını verir. İhtiyar o zaman: “- Dediğin gibi olsun” deyince harman da saman da toprak oluverirler. (Fatma Melleç’ten).    (Şimdi; 2006 oraya meyve hali ve Pazar yerleri yapıldı)   2-. ALLAHIM YA BENİ UÇAN BİR KUŞ YA DA TAŞ ET (Taş Kesen Hırsız) Çömelek köyünün Göğden yaylasında çok büyük bir orbuk varmış. Köylüler yazın yağlarını, peynirlerini orbuğa koyarlar güzün de alırlarmış. (Bu orbuk bugün de kullanılmaktadır). Orbuğun kapısı, kilidi yok. Herkes derisini tanımak için işaretler koyar, renkli çaputlar, ipler bağlanır. Herkes derisini bilir bu yaşıma geldim daha orbukta derilerin birbirine karıştığını duymadım. Yılların birinde orbuğa peynirini almaya giden biri derisini bulamamış. Başka biri yağını bulamamış. Bir hırsızın orbuğa dadandığı anlaşılmış. Ertesi yıl orbuğa peynirler, deriler konulduktan sonra komşular sırayla gözetlemeye başlamışlar. Birisinin orbuğa girdiği... Devamı

15 02 2008

Mut Yöresinde Söylenen Efsaneler I

Kıztaşı      Yapıntı ve Gençali’nin yayla yolu üzerinde, sağlam bir kaya kaideye oturmuş, kibrit kutusu şeklinde yekpare bir kaya parçası Piza kulesi gibi eğimli vaziyette, kaidesinin sağlamlığı yüzünden milyonlarca yıldır yıkılmadan bize kadar gelebilmiş. Boyutları yaklaşık 4x10x20 m. kadar. Evvel zamanın birinde orada bir bey kızı yaşarmış. Kız o kadar güzel, o kadar güzelmiş ki ünü kentten kente yayılmış.  Etraftaki beyler, beyzadeler kızı alabilmek için adeta yarışa girmişler. Ellerinden geleni, her fedakârlığı yaparlarmış. Ne var ki kız hiç birini beğenmez, hiç birine varmak istemezmiş…       Beyzadelerden biri kıza yanmış, tutuşmuş, illa almak isteyince kız da almış gergefini çıkmış Kıztaşının başına… Beyoğlu da almış okunu yayını vurmuş kendini dağa…    “- Bana yar olmayanı başkasına da yar etmem” diyerek Sayharman’dan bir ok atar isabet ettiremez. Düzağaç’tan bir ok atar yine isabet ettiremez.  En nihayet çıkar Kıran’a Gözleğitaşı’ndan bir ok daha atar,  bu defa ok hedefi bulur kızcağızı al kanlar içinde yere serer…         Zamanla kızın gergefi hayat bulur, yeşerip bir çam ağacı olur, oturur Kıztaşının zirvesine…       Hâlâ yemyeşil bir çam ağacı Kıztaşının tepesinde dikilip duruyor. (Yapıntı köyünden Fatma Melleç, 1904-1987). Geyik Sağan Peri      Çoğlağa kapızında mı, Kestel kapızında mı?... İkisini de söylerler. Peri kızları geyik keçilerini sağarlarmış. Keçilerden biri hırçınlaşmış, tutulmak istememiş. Ona öfkelenen peri kızı: “- Yahı yağlı kurşunlardan git!” diye beddua etmiş. ... Devamı

31 01 2008

Mut'tan Seçme Fıkralar III

Çivit Emmi Fıkraları Sağır Hâkim ile Sağır Savcı Çivit Emmi anlatıyor: Bir gün Karaman’dan Mut’a gidiyoruz. Mut’a yeni tayin olan savcı da vasıta aramakta imiş. Yanımıza gelen otelci sorar: — Otelimizde savcı var. Mut’a gidecek. Şoför mahallinde yeriniz var mı? — Hay hay, alırız. Deyip savcıyı attık şoför mahalline. Arabamız eski olduğu için yavaş yavaş gidiyoruz. Savcı bize durmadan Mut’tan soruyor; ben de anlatıyorum: — Mut’ta bir hâkim var, sağır… — Peki, nasıl ifade alıyor? — Babasının vasıtasıyla alıyor. Babası işittiklerini bağıra bağıra oğlunun kulağına söylüyor. — Allah Allah, hiç de böylesini duymamıştım. Herhalde torpilli biri olmalı ki böylece idare ediyorlar. Neyse Mut’a vardık. Hâkim ile savcıyı birbirine tanıştırmak için hemen hâkimin yanına gittim. Dedim ki; — Hâkim Bey, yeni savcıyı getirdik. Ama kulağı biraz az işitiyor. Hayrette kalan hâkim kafasını sallamaya başlar: — Allah Allah, bundan öncekinin de kulağı ağır işitiyordu. Mut’un şansından mıdır, nedir? Sahi Çivit Emmi, çok mu ağır işitiyor? — Evet, çok ağır işitiyor. — Eh ne yapalım, idare ederiz. Neyse, bir gün hâkim bey savcı beyi ziyarete gider. Tabii yanında başka memurlar da var. Hâkim bey bağırarak selam verir: — Selâmünaleyküm! Savcı da bağırarak cevap verir: — Aleykümesselâm, hoş geldin. — Hoş bulduk. Savcının çok yüksek sesle bağırdığını gören hâkim daha alçak bir sesle konuşmaya başlar: — Ulan, amma da sağırmış, kulağına şey ettiğim. Bunu işiten savcı da başlar cevap vermeye: — Ben senin kulağına şey edeyim; ben sağır değilim be! — Ulan ben de sağır değ... Devamı

22 01 2008

Mut'tan Seçme Fıkralar II

Sarı Aşı Eskiden düğünlerde güveğiye gerdekten evvel tatlı mahiyetinde sarıkabak (balkabağı) yedirilirmiş. Gencin birinin düğününde sarıkabağı gizlice bir arkadaşı yemiş. Genç güveği baksa ki kabak yenmiş, kaçıp gizlenmiş. Güveğiyi gerdeğe koyacaklar ama yok… Arayıp bulmuşlar, gerdeğe girmek istemez. Sebebi sorulunca ağlamaklı: “- Sarı aşı yiyen girsin gelinin koynuna” demiş Sıçan Çift Sürer mi? Elbette sürmez diyeceksiniz. Ama Berber Alâeddin’in bahsettiği sıçanın sürmesi lazım. İkinci Dünya Harbi sırasında idi. Muvazzafların dışında dört kur’a da yedek olarak askere alınmıştır. Askerin iaşesini devlet bütçesinden karşılamak mümkün değildir. Bunun için devlet, çiftçinin ekili buğdayından muhtemel hâsılatın yüzde yirmisi kadar bir miktara el koymuştur. Köylü bir tür mükellefiyet haline gelen bu buğdayı hayvanına yükleyip şehirdeki yetkili ambar memuruna teslim ediyordu. Kaldırdığı malın beşte birini devlete veren vatandaş şikâyetçi değildi. Çünkü hemen her aileden bir kişi silâhaltında idi ve bu buğdaylar onlara ekmek; arpalar mekkâreye yem olarak gidiyordu. Ne var ki her zaman ve her yerde olduğu gibi burada da bir takım soysuzlar çıkmıştı. Halk yolsuzluklardan dolayı burnundan soluyordu. O günkü deyimiyle vaziyet edilen buğdayların el altından bazı görevli ve yetkililerce satıldığı dedikodusu yaygındı. Bu yolsuzluğu yapanların başında da Kaymakam olduğu rivayeti vardı. Toplanan buğday ve arpaların Taşucu iskelesine nakli tamamlanınca da olayın doğruluğu anlaşıldı. Çünkü 18 ton buğday açık vermişti. Açığın arpada değil de buğdayda olması olayı doğrulayan bir başka unsurdu. Açığın, tutulacak bir tutanakla kapatılması yolu seçilmi... Devamı

18 01 2008

İncir Yetiştiriciliği

     Meyveciliğimizde,ihracatta önemli bir yeri olan incirin ülke ekonomisine katkısı azımsanmayacak oranlarda her geçen yıl artarak devam etmektedir. İhracatı yapılan tarımsal ürünlerimiz içinde yıllara göre 5. ve 6. sırayı almaktadır. Onun için incir, ülkemizin önemli bir dış satım ürünüdür. Bunun yanında iç tüketimi de söz konusudur. Dış satımı yapılan kuru incirin tamamı Ege Bölgesinde üretilmektedir. Ege Bölgesinde Büyük ve Küçük Menderes Havzaları büyük öneme haizdir. Büyük Menderes Havzasında Aydın ili, özellikle sahip olduğu mikroklima nedeniyle dünyanın en kaliteli kuru incirlerini üretmektedir. İncir vitaminlerce çok zengindir. Taze sarı lop vitamin C bakımından çok zengindir. Yine taze incirde vitamin A fazladır. Bunun yanında vitamin B açısından da zengindir. Kuru incirlere gelince; 1 kg kuru incirde 2900 kalori vardır. Bir insanın normal günlük kalorisi olan 3000 kaloriyi başlı başına karşılayabilecek durumdadır. Bu nedenledir ki incir özellikle ısıtıcı ve enerji kaynağı olarak büyük bir değer taşımaktadır. Kuru incirlerin vitamin değeri düşüktür. İncirin bileşiminde madensel maddeler de vardır. Potasyum incirin alkaliliğini sağlamakta ve iskeletin teşekkülünde büyük bir rol oynamaktadır. İncirin bir diğer özelliği de bağırsaklara yumuşaklık vermesidir. İnsan besini olarak kullanılmayacak hurda incirler de hayvan yemi olarak kullanılırlar. Son yıllarda kurusunun iyi fiyat bulması, taze incir pazarlama konusundaki gelişmeler ve incirin fazla müşkülpesent bir bitki olmaması gibi nedenlerle incire olan ilgi ve talep artmaktadır.    Ekolojik istekleri:    İklim istekleri:Kışları ılık, yazları sıcak ve kurak, yıllık ortalama sıcaklığı 18-20 ... Devamı

16 01 2008

Atatürk'ün Anıları V

Kaçıncı Maddedeyiz?                         Erzurum'dayız.             “Mazhar not defterin yanında mı?             “Hayır Paşam” dedim.             “Zahmet olacak ama bir merdiveni inip çıkacaksın. Al gel” dedi.             Defteri getirdiğimi görünce, sigarasını bir iki nefesini çektikten sonra;             “Ama, bu defterin bu yaprağını kimseye göstermeyeceksin. Sonuna kadar gizli kalacak. Bir ben, bir Süreyya (Kalem Mahsus Müdürü) bir de sen bileceksin. Şartım bu” dedi.             Süreyya da, ben de “Buna emin olabilirsiniz Paşam” dedik.             Paşa bundan sonra:             “Öyle ise tarih koy” dedi.             Koydum, 7-8 Temmuz 1919 sabaha karşı.             “Pekala yaz” diyerek devam etti.             “Zafer’den sonra hükümet biçimi Cumhuriyet olacaktır. Bu bir.             İki: Padişah ve Hanedan hakkında zamanı gelince gereken işlem yapılacaktır.             Üç: Örtünmek kalkacaktır.    ... Devamı

10 01 2008

Mut Yöresinde Söylenen Yakım ve Derlemelere Örnek

    Ölünün başucunda ve cenaze çıktıktan sonra ölü evinde kadınlar tarafından irticalen ve ezgiyle söylenen ağıtlara “Yakım” deniyor.     Denilebilir ki yakım, geçmişi en uzun bir şifahi halk edebiyatı ürünüdür. Çünkü ağıt ve destan söyleme geleneğinin, insanlığın var oluşu ile başladığını söylemek mümkün. Bu geçmişi belirleyecek belgelerin bulunmaması geleneğin geriye uzantısı kanaatini ortadan kaldırmaz.     “Yakım”ın özelliklerinden birisi, kadınlar tarafından üretilmiş olması. Bir başka özelliği ise, yapısı itibari ile “mani” ile benzerlikleri. Mani’lerin daha çok kadınlar tarafından söylendiği, kadınlar arasında yaygın geleneğe sahip olduğu düşünülürse, bu benzerlik her iki özellikle bütünleşiyor. Yakımlar da tıpkı manilerde olduğu gibi (aaba) şeklinde dizelenmiş, bağımsız dörtlüklerden ibarettir. Tıpkı maniler gibi irticalen söylenir.     Manide yaşama sevinci, yakımda ise ölüm acısı işlenir. Ölüm gerçeğiyle bağlantılı olduğu için yakımda duygu yoğunluğu yüksektir. Büyük bir ifade gücü sergilenir, bir dörtlükte ölümün bütün detaylarının, ölenin kimliğinin, geride kimleri ve ne gibi acılı tablolar bıraktığını yakalamak mümkündür. Ölüm olayının geride bıraktığı boşluğun büyüklüğüne, acının yaygınlığına göre yakımın günlerce, haftalarca ürediği görülür. Aşağıdan gelen Acem sucusu Yukarıdan gelen gelin bacısı Kınamayın a komşular Dayanılmaz derdimiş gardeş acısı ****** Altından daşlar batar Üstünde otlar biter İlan çayan vatan tutar Gittiğin yer... Devamı

24 12 2007

Yusufcuk Kuşu

Mut'ta anlatılan Efsanelerden;       İlkbahar ve yaz günlerinin bazı gecelerinde dağlarımızda bir ses duyulur. “Hu! Lu lu lu lu!” gibi bir şey. Biraz garip, biraz hüzünlü, biraz korkulu… İşte o ses yusufçuk kuşunun sesi imiş. Öttüğü zaman ağladığı rivayet edilir. Ben yusufçuk kuşunu görmedim. Zaten herkes göremez, o geceleri gezintiye çıkıp geceleri öten bir kuş. Görenler bıldırcın büyüklüğünde, kurşunî renkli ensesinde başından omuzlarına doğru bir tutam kumral saçı olduğunu, cepheden görüldüğünde güzel bir genç kıza benzediğini söylediler.       Çok, çok eski zamanın birinde üvey ana elinde iki çocuk varmış. Yusuf’la ablası Barcın yaylasında yaşarlarmış. Her gün koyunlarını otlatarak günlerini geçirirlermiş. Günlerden bir gün oyuna dalmışlar. Vaktin nasıl geçtiğini bilmeden akşam oluvermiş. Koyunlar da varıp gitmişler bilinmeyene… Üvey analarından çok korkan çocuklar koyunları bulmadan eve dönememişler. Başlamışlar gece karanlığında koyunları aramaya… Bu arada birbirlerini de yitirmişler… Hem koyunları ham Yusuf’u arayan ablacık durup dinlenmeden dere tepe koşmuş, her yüksek yere çıkışında ünlermiş: “- Yusuf! Koyunları buldun mu?..” Dağdan taştan ses gelir Yusufçuktan gelmezmiş. Yusuf’tan bir ses, koyunlardan bir iz bulamayan ablacık sabah olana kadar hem koşturmuş hem ünlenmiş: “- Yusuf! Koyunları buldun mu?..” Sabahleyin yaylanın bir semtinde, çayırlı bir düzlükte Yusuf’u ve koyunları bir arada bulmuş, bulmuş ama hepsi de sessiz, soğuk, katı birer taş olmuşlar… Zavallı abla da kederinden kuş oluvermiş… Kuş olmuş ... Devamı

06 12 2007

Mut'un Turistik Yerlerinden Yerköprü

       Mut'un Turistik yerlerinden birisi olup, bir doğa harikasıdır.  Eğer yolunuz Mut'a düşerse Yerköprü'yü görmeden gitmeyin. Mersin'in Mut ilçesinde Toros Dağları'nın eteğinde yer alan Yerköprü Şelalesi'ni oluşturan 200 metre uzunluğundaki su tüneli içinde doğallığı bozulmamış sarkıtlarla birlikte zengin bitki çeşitleri yer alıyor. Çevre ve Orman Bakanlığı Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından 'Tabiat Anıtı' olarak da tescil edilen ve Ermenek Çayı üzerinde yer alan 'Yerköprü Şelalesi' gezginciler, 'doğa harikası' olarak yorumluyor. Mut ilçe merkezine 35 kilometre uzaklıkta olduğu belirtilen şelalenin 110 milyon yıl önce kretose yaşlı kireçtaşlarının faydalanması sonucunda çok dar bir kanyonun oluşmasının yanında yine faydalanmaya bağlı olarak bol karbonatlı su taşıyan bir kaynak suyun varlığıyla ortaya çıktığı belirtiliyor.         Yaklaşık 30 metre yükseklikten akan şelalenin, kendisini oluşturan 200 metre uzunluğunda, 10 metre genişliğinde ve tabanı göl olan su tünellerinin içerisindeyse doğallığı bozulmamış sarkıt ve zengin bitki örtüsü yer alıyor. En etkili yerlerden biri olan ve köprü görevini gören mağaranın Gezende Barajı'nda gelen suyla beslenmesi ve kayanın dibindeki gözden çıkan suyun birleşme yerindeki hareketlilik beraberinde serinliği getirirken, suyun düştüğü noktada da oluşan gökkuşağı izleyenlere görsel bir şölen sunuyor.       &... Devamı

13 11 2007

Atatürk'ün Anıları IV

       Atatürk'ün devlet adamlığı     Stalin'in verdiği bir demeç üstüne gidişi Stalin'in Sovyetler Birliği'nin başında olduğu dönemler... Sovyetlerin Ankara Büyükelçisi ünlü bir diplomat Karakan... 1917 Ekim Devrimi'nin yıl dönümlerinden birinin sabahında Stalin, son derece sivri, anlamsız ve onur kırıcı bir demeç veriyor. Bu demecinde aynen şunları söylüyor: "Herkes bilsin ki, Rus Milleti; Boğazlarla, Ardahan'ı ele geçirmekten asla vazgeçmeyecektir. Çok yakın bir zamanda bu davalarımızı halletmiş olacağımızı şimdiden müjdeliyorum..." Aynı gece Ankara'da Sovyet Büyükelçiliği'nde de ihtilalin yıl dönümü kutlamaları yapılıyor. Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk, gece yarısına doğru Stalin'in bu densiz demecinden haberdar oluyor ve maiyetine emrediyor: "Arabaları hazırlayın gidiyorum." "Paşamız bu saatte nereye gidecekler?" " Sovyet Sefareti'ne." Mahiyetin etekleri tutuşur çünkü olayı kavrarlar, içlerinden birisi Atatürk'e: "Paşa hazretleri nasıl olur? Protokolsüz mü? Siz devlet başkanısınız, protokolsüz nasıl gidersiniz?" "Ben protokol falan dinlemiyorum çocuk. Stalin vatanımın topraklarına göz dikmiş, sen bana protokolden söz ediyorsun. Hazırlayın arabaları." diye cevap verir. Büyük önderimiz ve arabalar hazırlanır. Atatürk ve maiyeti, Sovyet sefaretinin kapısına dayanır. Ulu önderimiz yüzü asık bir şekilde yukarı çıkar ve o sırada sefarette büyük bir balo vardır. Atatürk kendisini karşılayan Büyükelçi Karakan'ı görünce: "Merhaba Karakan" der ve aynı sert ifadeyle devam eder. "Rahatsız ettik ama se... Devamı

05 11 2007

Armut Yetişriciliği

AĞAÇ YAPISI Armut ağacı genellikle dikine büyür taç yapısı bir çok çeşitte piramit şeklindedir. Örneğin Akça ve Mustafa Bey yarı dik, Ankara dik Williams yayvan büyüme göstermektedir. Armut ağaçlarında çiçek tomurcukları tüysüz ve karışık yapıda olup içlerinde hem çiçek hem de yaprak taslakları bulunmaktadır, Williams gibi bazı armut çeşitlerinde yıllık sürgünlerde yan tomurcuk olarak çiçek tomurcuğu oluştururlar. Armut ağacı genellikle;yüksek meyve tutumu ve verimlilik sağlamak için karşılıklı tozlanmaya ihtiyaç duyar. Tesis edilen armut bahçelerinde asıl çeşidin yanında mutlaka dölleyici bir baba çeşit de dikilmelidir. BABA ÇEŞİTTE ARANAN ÖZELLİKLER 1- Her yıl çiçek oluşturmalı 2- Çiçeklerindeki canlılık oranı yüksek olmalı 3- Asıl çeşit ve baba çeşidin çiçek açma zamanları birbiriyle çakışmalıdır. 4- Yeni kurulan bahçelerde çeşitlerin verime yatma yılları uymalıdır. 5- Bahçeler kurulurken tozlayıcılar iyi bir şekilde yerleştirilmelidir, baba çeşidin asıl çeşitten 15m mesafeden uzak olmaması ayrıca önemlidir. İKLİM VE TOPRAK İSTEKLERİ Armutlar genel olarak - 30 oC ye kadar dayanırsa da don olayının uzun sürmesi ve ağaçların nemli topraklar üzerinde bulunması zararlanmayı arttırır ve sürgün uçlarının donmasına neden olur. Armut çiçeklerinin ilkbahar geç donlarından etkilenme ihtimali fazladır. Bu nedenle de bahçeler soğuk havanın çöktüğü çukur yerlere kurulmamalıdır. Armut çeşitlerinin dinlenme döneminde kış soğuklaması olarak ( + 7.2 ) nin altında 1200 – 1500 saate geçirmesi gerekir. TOPRAK İSTEĞİ Armut,... Devamı

08 10 2007

Atatürk'ün Anıları III

İZMİR SUİKASTI       İzmir'de hazırlanan o alçakça suikastın sonuçsuz kalmasından sonra bir gün bize şu olayı anlatmıştı: - "Ziya Hurşit'in beni öldürmeye memur ettiği iki zavallı vardı. Sorguları yapıldıktan sonra bunların birisini yanıma çağırdım. Odada kimse yoktu. Kendisine sordum: - Sen Mustafa Kemal'i öldürecekmişsin, öyle mi? - Evet, dedi. Ben yine sordum:  - Mustafa Kemal ne yapmıştı ki onu öldürecektin? - Fena bir adammış o. Memlekete çok fenalık yapmış. Sonra bize onu öldürmek için para da vereceklerdi.  - Sen Mustafa Kemal'i tanıyor musun? - Hayır. - O halde tanımadığın bir adamı nasıl öldürecektin? - Geçerken işaret edecekler, Mustafa Kemal işte budur, diyeceklerdi. Biz de öldürecektik. O zaman cebimdeki tabancayı çıkararak kendisine uzattım: - Mustafa Kemal benim, haydi al eline tabancayı, öldür, dedim.  Herif benden bu karşılığı alınca yıldırımla vurulmuş gibi oldu. Bir süre şaşkın şaşkın yüzüme baktıktan sonra diz üstü kapanarak hüngür hüngür ağlamaya başladı. BURADA EV SAHİBİ BİZİZ  İstanbul'un işgal günleri idi. Başta General Harrington olmak üzere bir kısım işgal kumandanları Pera Palas Salonu'nun bir köşesinde otururlarken, başka bir köşede oturan Mustafa Kemal nedense onların dikkatlerini çeker. Kim olduğunu soruştururlar. Mustafa Kemal denir.  Onlar için Mustafa Kemal Birinci Dünya Savaşı'nın en ünlü şahsiyetlerinden biridir. Yabancı dillerde Çanakkale Harpleri'nden bahseden ve daima Mustafa Kemal'in isminde düğümlenen kitaplar ve yazılar o zaman bile azımsanamayacak kadar fazla idi. Kendisine haber göndererek masalarına davet ederler, ama Must... Devamı