saffetozturk
25 Takipçi | 1 Takip
28 09 2007

Karacaoğlan'dan Sizin İçin Seçtiklerim.

-1- Bugün çay bulandı yarın durulmaz Yol ver dağlar ben sılama varayım Karlı dağlar varayım Zalım dağlar varayım Muhabbetli yardan gönül ayrılmaz Yol ver dağlar ben sılama varayım Karlı dağlar varayım Zalım dağlar varayım Gurbet elde efkarım var zarım var Sılada bekleyen nazlı yarim var Bizi ayırana intizarım var Karlı dağlar yaz gele Zalım dağlar tez gele Bizi ayırana intizarım var Oy dağlar Yol ver dağlar ben sılama gideyim Karlı dağlar gideyim Zalım dağlar gideyim Ezeli de Karacaoğlan ezeli Döküldü bağların gülü gazeli Gurbet elde ben nideyim güzeli Karlı dağlar güzeli Zalım dağlar güzeli Gurbet elde ben neyleyim güzeli Oy dağlar Yol ver dağlar ben sılama gideyim Karlı dağlar gideyim Zalım dağlar gideyim                           -2- Güzel Ne Güzel Olmuşsun, Görülmeyi Görülmeyi, Siyah Zülfün Halkalanmış Örülmeyi Örülmeyi. Mendilim Yuğdum Arıttım, Gülün Dalında Kuruttum, Adin Ne İdi Unuttum. Sorulmayı Sorulmayı. Seğirttim Ardından Yettim, Eğildim Yüzünden Öptüm, Adın Bilirdim Unuttum. Çağırmayı Çağırmayı. Benim Yarim Bana Küsmüş, Zülfünü Gerdana Dökmüş, Muhabbeti Benden Kesmiş. Sevilmeyi Sevilmeyi. Çağır Karacaoğlan Çağır, Taş Düştüğü Yerde Ağır, Yiğit Sevdiğinden Soğur. Sarılmayı Sarılmayı      -3- Madem Dilber Meylin Yoğidi Bende, Ezelinden İkrar Vermeye-Yidin. Muhabbettir Güzelliğin Nişanı, Uğrun Uğrun Bakıp Gülmeye-Yidin. Siyah Saçlarını Eylersin Perde, Beni Sen Uğrattın Bu Zalim Derde, Ben Kendi Halimde Gezdiğim Yerde, Çağırıp Yadig&aci... Devamı

20 06 2007

Şiirlerim

Şövalye Ruhu Şövalye ruhu kaçıyor içime Köprü altı yaşamı yaşarken Köprü altı ruhu kaçıyor içime Şövalye gibi yaşarken Tutku Beyaz ortancanın hemen yanında çılgın rengiyle ateş çiçeği dokunduğunda ortancaya sevişmeye duruyor iki güvercin karşı evin saçağında Gittiler bir akıntının içindeyim ilk gün ışığa geldiğimden beri akıp gidiyor hayatım sanki bir su misali nerede yaşadığım o güzel günler hani acı ve mutluluğun izleri onlarda akıp gittiler geriye kalan tek şey bedenim oldu Hayat Bir kelebek ömrüymüş kadar kısa Umarsız yaşamalı insan bazen İşte ben buyum demeli Kendine tanıma fırsatı vermeli İnsanın kendini tanıması, Kelebeğin ömründe saklı. Hayat kelebeğin ömründe saklı, İnanın bir insan hayatını Kelebeğin ömrü kadar yaşar. Gerisi psikopatik sanrı. Sorun var Aşkın Sorunu var Sevdanın sorunu var Ekmeğin sorunu var İnsanların sorunu var Bütün bunlar sorunluysa Sorunumuz var Gitmeliyim şiirim geldi gitmeliyim kelepçeli elim ayağım prangalı yüreğim promete zor hepsi insan için kolay hepsi insan süreti için... Sevgim kor bi kuyuya taş atmaktı benim sevgim bahar geldi sonbahar geçti kış geri geldi kimse duymadı kor gibi kuyuydu benim sevgim Devrim Koyu karanlık gecelerde Sabahı beklemek Güneşi bulduğunda vazgeçmemektir DEVRİM   AŞK Ne kadar görmemek için gözlerini kapatsanda Ne kadar duymamak için kulaklarını tıkasanda Görürsün, duyarsın Kalbini durduramazsın Çünkü bunun adı AŞK Birisi Aşık Veysel kör Ben zindan ötesi... Devamı

05 06 2007

Bir Keklik Avcılığı Destanı

Sabahleyin Mut'tan kalktın yürüdün Kar'ın boğazını usul geç Yıldız Kelceköy, Gedikköy hayli yoruldun Çınarın dibinden bir su iç Yıldız İptida Barcın'dan duyuldu sesi Sesini duyanın coşar hevesi Her kuranda öter artar nefesi Koca kekliğin de namı var olsun Eşşekler meydanı Ardıçlı tapır Oranın kekliği ormanda yatır Eşeğin çiğnine embeli batır Kuruca köprüden çabuk geç Yıldız   Sesini duyanın coşar hevesi Her kuranda öter artar nefesi Koca kekliğin de namı var olsun Bundan sonra yolun yokuşa sardı Yalnızmezar derler bir makam vardı Köşk'ün yokuşu da epeyce yordu Soğuktur Köşk'te de bir su iç Yıldız Arayı arayı zor bulmuş idin Kekliğin kıymetin sen bilmiş idin İkibin liraya vermemiş idin Sebep olanlara dünya dar olsun Yolun çatallaştı hiç fala bakma Darısekisi'ne gidip yolu uzatma Usul çık Mavga'yı göktere batma Yıkılgan'a vardın bir yol seç Yıldız Koca keklik bu dağların şahıydı Cümle kuşlarında padişahıydı Ne oldu demeden ayağı kaydı Cennette melekler ona yar olsun Eski yola sapta git yavaş yavaş Menzil sona erdi Kozlar'a ulaş Avcılar bekliyor onlara yanaş Onlarla anlaşmak biraz güç Yıldız Kanimi geldi kalkıp bakmadın Kekliği istedi duyup takmadın İkibini saydı dönüp bakmadın Göz etti KANİMİ gözü kör olsun Kozlar'da bu gece misafirlik var Akşam mezesine tavşan, keklik var Bu meze rakıya pek güzel uyar Sulandır rakıyı öyle iç Yıldız Büyük bir hevesle çıktın Kozlar'a Kozlar'ın kekliği benzer kazlara Kısmet olup erişirsen yazlara Keklik avlar iken şansın gür olsun Gece oldu yalan faslı başladı Arkadaşlar birbirini taşladı Sıra sana geldi laf yavaşl... Devamı

23 05 2007

Atatürk'ün Anıları II

KEYİFLE VE DUYGULANARAK OKUYACAKSINIZ... Gazi, çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladı. Atatürk attan inerek bu htiyar kadının yanına sokuldu. - Merhaba nine. Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;   - Merhaba dedi.  - Nereden gelip nereye gidiyorsun?  Kadın şöyle bir duralayıp, - Neden sordun ki, dedi. Buraların saabısı mısın? Yoksa bekçisi mi? Paşa gülümsedi.  - Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin? Kadın başını salladı.  - Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç bittiği, atın geç yettiği, kavruk köylerinden birindeyim. Bizim muhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.  - Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?   - Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da... Benim iki oğlum gavur harbinde şehit düştü. Memleketi gavurdan kurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Bende gün demeyip mıhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldı Angaraya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte ağşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey. - Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı? Kadını birden yüzü sertleşti. - Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki... O bizim Vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gavur dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü g&... Devamı

09 05 2007

Mut Müftüsü Nadir Efendi(Mutluay)

        Soylu ve köklü bir ailenin bireyidir. Ötesini 1800’lü yıllara kadar tarihleyebildik. Daha birçok kişiler ve hikâyeleri varsa da somut belgelerle saptayamadık. Şimdilik elimizdeki belgeler Nadir Bey’in dördüncü atası Hacı Abidin paşadan başlıyor. 1804 Kıbrıs isyanını bastırmak için kardeşi Ahmet Paşa ile Kıbrıs’a giden kapıcı başı Hacı Abidin Bey (Zeynel Abidin diye de anılır) isyanın bastırılmasında, asilerin tenkilinde harekâtı idare ettiğini, asilerle yüz yüze çarpışıp başarı ile sonuçlandırdığını bildiren arşiv belgeleri vardır. Hacı Abidin Bey Antalya isyanını da bastırınca vezirliğe yükseltilip paşa (mareşal) olmuş, bazı vilayetlerde valilik yapmıştır. En son Bursa valisi iken orada ölmüş. Mezarı Sultan Mehmet camisi bahçesindeki mezarlıktadır. Soy ağacı şöyledir: 1-Hacı Abidin paşa 2-Hacı Ali Bey 3-Abdullah Bey 4-Ali Safi Bey 5-Nadir Mutluay Nadir Bey, Ali Safi Bey’in oğludur. 1879 yılında Mut’un Asbut köyünde doğmuş. 1895 yılında Mut rüşdiyesini parlak bir derece ile bitirdikten sonra medrese öğrenimi için zamanın kültür merkezi Konya’ya gider. Konya medreselerindeki müderrislerle birer birer görüşür, çoğunun bilgisinin kendisine yetmediğini görerek değerli İslam alimi Yalvaçlı Ömer Vehbi Efendinin medresesine girer. 1906 yılında tahsilini tamamlayıp icazetini (diplomasını) alır, Mut’a gelir. 1908 yılında Mut mahkeme azalığına, 1910 yılında da Mut müftülüğüne atanmakla 32 yıl bu görevi sürdürüp 1942 yılında emekli oldu. 4-5-1945 tarihinde ansızın kaybettik.   Büyük bir ikna ve hitabet yeteneğine sahip olan Nadir Bey Ulusal kurtuluş savaşımının başından sonuna kadar içinde bulunmu... Devamı

05 03 2007

Alahan Manastırı

     Evliya Çelebi'nin "Ustasının elinden yeni çıkmış gibi duruyor" diye anlattığı Alahan Manastırı Karaman karayolu üzerinde, Mut'un 20 km. kuzeyinde, orman ürünleri deposunun yanından sağa sapılan ve 4-5 km. içeride Geçimli (Malya) köyü civarındadır. 1000-1200 m. yükseklikte ve Göksu Vadisine bakan dik bir yamaca oturtulmuştur.   Hristiyanlığın Kapadokya ve Likonya (Konya)' da yayılması sırasında bu yeni dini kabul edenlerin takibe uğraması, inanmayanlar tarafından öldürülme korkusu, Hz. İsa'ya inananları dağlık bölgelerdeki mağara kaya oyuklarında ibadete zorlamıştır. İsa'nın havarilerinden St. Paul ve yine Tarsus'ta yaşamış Hristiyan öncülerinden Barnabas 441 yılında Hıristiyanlığı yaymak için Konya-Kapadokya ve Antalya-Antakya'ya kadar maceralı yolculuklar yapmıştır.       İşte bu iki Hristiyan Aziz'in gezileri sırasında konakladıkları her yerde anılarına mabetler yapılmıştır. Alahan Manastırı bunlardan biridir. 440-442 yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilen Alahan Manastır Külliyesi, Batı Kilisesi, Manastır, Doğu Kilisesi, kayalara oyulmuş keşiş odacıkları ve çevredeki mezarlardan oluşmaktadır. Kilise binaları, Ayasofya Müzesi ile ortak mimari özellikleri taşımaktadır. Süslemesinde usta bir taş oymacılığı görülür. İlk kilise korint başlıkla iki dizi sütunla üç nefe ayrılmıştır. Narteksten ana mekana geçilen kapının atkı ve yan dikmeleri kabartmalarla süslüdür. St. Paul, St. Pierre figürlerinden başka bir çelengi taşıyan altışar kanatlı Cebrail, Mikail'in simgesel yaratıkları ezişi, kükreyen aslan, kartal ve öküz sembolleri, incil yazılarının tasvirleri, üzüm salkımları, asma yaprakları ve balık motifleri zengin bir şekilde tasfir edi... Devamı

28 02 2007

Mut'a Ermeni Saldırısı

                                         ERMENİ BASKINI Ermenek, Mut, Gülnar ve Mara kaleleri Karamanlılar elinde idi. Karaman Bey sultan İzzeddin Keykavus’un daveti üzerine Konya’ya giderken beyliğin başına Aydın, Hamit beyleri ve Devlet Şah’ı bırakmıştı. Silifke kalesi Ermenileri, Karaman Bey’in Konya’da, diğer beylerin de yaylada olmalarını fırsat bilerek Kızkalesi, Payas ve İskenderun’dan yardım getirdiler. Kıbrıs ve Antalya’dan da yardım istediler. Ermeni askerleri Fisandon komutasında Mut kalesine ani bir baskın yaptılar. Şikari’nin deyimiyle “Mut’u muhkem yağma edip nice Müslümanları helak edip vilayeti harap kıldılar. Hamit ve Aydın beylere ve Devlet şaha feryatçı erişip, Bulgar’ın dört bin yayak askeriyle Aydın bey yetişip cenge başladılar. Bulgar askeri cümle sapan atarlardı. Çok kâfir kırıp Silifke önüne değin kovdular” . Durumu Konya’da haber alan Karaman Bey Sultandan izin alıp derhal hareket etti. Silifke önünde askerlerine ulaştı. Silifke kalesinde bulunan Ermeniler Kızkalesi’nden yardım alarak kuvvetlenmişlerdi, derhal kaleden çıkıp muharebeye tutuşmuşlarsa da yenilerek Kızkalesi’ne kaçtılar. Onların peşini bırakmayan Karaman Bey Kızkalesi’ni kuşattı. O sırada Ermeniler’e Kıbrıs ve Antalya’dan kırk gemi ile yardım gelmişti. Sekiz gün cenk ettiler dokuzuncu gün kâfirler yenilgiyi kabul edip sulh istediler. Yüz bin flori altın para, bin top kumaş, Silifke kalesini de verdiler. Ayrıca yılda kırk bin flori vermeyi de kabul ettiler. Karaman Bey, Aydın Bey’i Silifke kalesi korumasına koyup kendisi Mut’a geldi. &nbs... Devamı

24 01 2007

Çoban Çocuğu

Bu hikâyeyi internetten okudum. Çok hoşuma gitti, arkadaşlarımla paylaşmak istedim. Umarım beğenirsiniz. Yukardaki resim ise sürekli göçebe olarak yaşayan yörüklerden birisine aittir. Mut'tan geçerken çekilmiştir. Bu resmide bir arkadaşımdan aldım. Kendisine teşekkür ediyorum.  Çoban Çocuğu : Bir zamanlar her soruya insanı şaşırtacak cevaplar veren akıllı bir çoban çocuğu varmış. Şöhreti etrafa öyle yayılmış ki, kral da merak edip çocuğu saraya davet etmiş: “Sana üç soru soracağım.” demiş. “Birinci sorum şu: Dünyadaki bütün denizlerde kaç damla su vardır?” “Haşmetli kralım... Yeryüzündeki bütün ırmakların akışını durdurun bir süre... Ben sayarken yanlış olmasın. Sonra ben size denizlerde kaç damla su olduğunu söyleyeceğim...” Bu akıllıca cevaba hayret eden kral ikinci soruyu sormuş: “Gökyüzünde kaç yıldız vardır?” Çoban çocuğu: “Bana büyük bir tabaka kâğıt verin.” demiş. Kâğıt getirilince, üzerine sayılamayacak kadar nokta koymuş. Sonra kâğıdı krala uzatarak: “Bu kâğıdın üzerinde ne kadar nokta varsa gökyüzünde de o kadar yıldız vardır. Sayın inanmazsanız.” demiş. Kral son soruyu sormuş: “Sonsuzluk nedir?” “Bizim köyde bir dağ vardır. Yüksekliği, genişliği, uzunluğu tam bir saat çeker. Oraya yüzyılda bir kuş gelir ve gagasını bir kayaya sürter. Bütün dağ yok oluncaya kadar, sonsuzluğun yalnız bir saniyesi geçmiş olur. Gerisini siz hesaplayın...” Çocuğun zekâsına hayran kalan kral: “Sen bütün sorduklarıma bir bilgin gibi cevap verdin. Şimdiden sonra benim sarayımda oturacak ve &... Devamı

09 01 2007

Mut'un Coğrafyası

      İlçe doğu'dan Silifke, batı’dan Ermenek, güney’den Gülnar ve kuzey’den Karaman İli ile çevrilidir. Mut, ilin kuzey batısında Mersin’e 165km. Uzaklıkta iç Anadolu’yu Akdeniz’e bağlayan Mersin-Konya karayolu üzerinde kurulmuştur. Mut'un yüzölçümü 2554 kilometrekaredir. Denizden yüksekliği 360m.dir. Denizden yüksekliği 200–2000 m. arasında değişen ilçe arazisinin batı kesimi Göksu ırmağının kolları olan akarsu ve dereler tarafından parçalanmıştır. Bu engebelerden başka ilçenin kuzeyinde Karaman sınırını meydana getiren orta Toroslar yükselir. Burada İç Anadolu’ya geçit veren ve denizden yüksekliği 1610m. olan Sartavul (Sertavul) geçidi vardır. İlçenin kuzeyindeki orta Toroslar'a bağlı dağlar engebelidir. Bu dağlık alan Hadim Göksuyu ve Ermenek Göksuyu ile yer yer derin vadiler şeklinde parçalanmıştır. Bu iki çay Mut yakınlarında Suçatı köyümüzde birleşerek Göksu nehrini oluştururlar. Şehir güneye doğru 700-800 m. kuzey ve batıya doğru 1500-2000 m. yükselen dağlar arasında bir çanak ortasına benzer. İlçenin nüfusu, 2000 genel nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam 74.373'dür. Bu nüfusun 36.482'si ilçe merkezinde, 37.891'i köylerde yaşamaktadır.       Başlıca Yükseklikleri: Yerlikaya, Mahvaç (1390), Yaylacık, Kızıldağ (2260), Akoluk, Avlağıdağı (1889), Karga ve Adras, (1421) Kestel (1813 ), bunun güneyinde haritalarda Sivri dağ adıyla gösterilen daha çetin, engebeli Meleştiren dağı (1665), bunun doğusunda kuzeyi Karıcıklar beli ciheti geniş çam, katran ve köknar ormanlarıyla kaplı, güneyi daha ziyade ardıçlık olanı, üzerin... Devamı

19 12 2006

Musa EROĞLU'nun Hayatı Yaşamı Biyografisi

          1946 yılında İçel’in Mut Kazası'nda doğmuşum. Ortaöğrenimimi Mut'ta tamamladım. Mut'ta eğitmenler çoktu, o zamanlar. 1953'lerde, 2500 nüfuslu bir ilçeydi, Mut. Bizim köy Maçkuru Köyü. 1870'lerde Malatya'dan Adana'ya gelenlerin, Cumhuriyet öncesi siyasal yapının verdiği bir görüntünün yansımaları olan uçbeyliklerin teşekkülüyle oluşmuş bir yerleşim vardı. Hatta bizimkiler sanki burada beylerin olması gibi bir durum varmışçasına, buralara "üçbeylik, üçbeyler" derlerdi. Bu yerleşim alanından bizim köye sekiz km. bir mesafe vardır. O zamanlar davar güderek aileme katkıda bulunuyordum. O tarihlerde cumartesi öğlene kadar okullar açıktı. Bir pazarımız vardı. Pazartesi günleri davar güdüyordum. iki gün çalıştığımda, on kuruş para alıyordum. Ortaokullarda hocalarımız yöresel unsurlara, folklora, oyunlara çok önem veriyorlardı. Ortaokuldayken bir müsamerede bana "Karacaoğlan"ı oynatmışlardı. Saz çalıyordum. Saz çalma babadan-dededen kalma gelenekti, aslında. Bunu öğrenmek adeta zorunluluktu. Esasında bizim köyün dışında, Mut'tun diğer köylerinde saz çalmak-türkü söylemek pek yoktu. Yörede "Karacaoğlan"la ilgili geleneği, şenliği sürdüren bir köydü, bizimkisi. Çevrede davul-zurna dışında müzikal pek bir renklilik yoktu. O yüzden bizim köy biraz da dışlanmıştı, çevre köylerce. O Karacaoğlan şenliğindeki rolüm, beni çok etkiledi ve böyle sürüp gitti. Sürekli çalışarak, kendimi geliştirerek sanatımı bugünlere getirdim. Bu sanat ve her sanat için bir ömür yetmez aslında. Bir altyapı zaruri,... Devamı

12 12 2006

Mut Kalesi

      Mut ilçe merkezinin kuzeyindeki bir tepe üzerinde bulunan kalenin yapılış tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak ilk temelinin Hititler zamanında atıldığı sanılmaktadır. Bugünkü hali Karamanoğulları dönemi karakterini gösterir. Dikdörtgen şeklindeki kalenin dört burcu ve içinde iç kale diye adlandırılan bir kulesi vardır. Karamanoğullan ve Bizans döneminde tamir gören kale, 1992 yılında Kültür Bakanlığı'nca yeniden restore edilmiştir. Evliya Çelebi'ye göre; Mut kalesini Rumlardan almak isteyen Karamanoğlu Yakup Bey, tüm askerlerini şehit vermiştir. Bunun intikamını almak için Karamanoğlu ibrahim Bey, büyük bir kuvvetle kaleye hücum etmiş, içinde bulunan 70.000 Rum askerini kılıçtan geçirtmiş ve ölülerini de kalenin güneyindeki bir tepeye gömdürtmüştür.  Bu nedenle buraya şimdi Maşatlık tepesi denilmektedir. Kalenin içerisinden çıkan Kalepınar adındaki soğuk ve berrak su, kentin su kaynağıdır. Not : Bu bilgiler aşağıdaki Internet adresinden alınmıştır.  Bu çalışmayı yapanlara sonsuz şükranlarımı sunarım. "mtso.org.tr/mp/contents.php?id=953"              Mut, Ermenek, Gülnar ve Anamur’u  da içine alan coğrafi bölgeye Etilerden sonra İzorya denmeye başlamış . Zaman içerisinde İzorya’da insan sayısı o kadar artmış, o kadar artmış ki,toprağın besleyemeyeceği çoğunluğa ulaşmış. Burada yaşayan insanlar yaşamlarını sürdürebilmek için etraflarına saldırmaya, yağma ve talan etmeye başlamışlar. Bu saldırılarını isyanlara kadar büyütmüşler. Birkaç defa bastırılan isyandan sonra en büyük isyanları Bizans İmparatoru I. Anastas zamanında (491-518) olmuş. İ... Devamı

06 12 2006

Mut'un Tarihi Yerlerinden Laal Paşa Camii

  Mut Lâal Ağa Camii      Bu cami kasabanın büyük sayılabilecek meydanında yer alır ye beş kubbeli ve sivri kemerli son cemaat yeri ile buraya açılır. Dört tarafı serbesttir. Bugüne kadar plânından hiç bahsedilmemiş olan bu caminin mimarî tarihimizde mühim bir yer alması gerekir. Zira bunda olduğu gibi tek kubbeli hacmin yarım tonozlarla yanlara doğru genişletilmesini ilk olarak bu tarihten takriben 200 yıl sonra Manisa'da, Sinan'a atfedilen Muradiye Camii'nde görürüz.        Detaylarında büyük bir incelik görülmez. Hattâ minare kaidesi ve bu kaideden yuvarlak gövdeye geçişte bariz bir kabalık dahi vardır. Ancak, H. 757 - 793 (1356-1390) tarihleri arasında yapılan bu cami, biri Çelik Mehmet Paşa tarafından, diğeri son yıllarda, iki defa tamir görmüştür. İşte bu tamirler esnasında minarenin yeniden yapıldığı kabul edilebilir. Esasen taşlarında caminin diğer kısımlarına nazaran bir yenilik farkı açık olarak görülür. Tamirler kötü yapılmıştır, o kadar ki pencerelerin kemerleri ilk bakışta göze çarpacak kadar deforme edilmiştir. Bina baştan aşağı kesme taştan yapılmıştır. Hafif sivri kubbesi ve yarım tonozla örtülü yan kısımların üstü de kesme taşla kaplanmıştır.  Son cemaat yerinin küçük kubbeleri de büyük bir ihtimalle taş kaplı idi. Caminin köşeleri büyücek taşlarla, duvarlar ise devam öden ufkî derzler ve dar ve geniş olarak değişen sıralar halinde işlenmiştir.  Son Cemaat Yeri     Yanları kapalı olan bu mahal, beş sivri kemerle meydana açılır. Orta akstan camiye girilir. Her iki yan kısım, ortaya göre 28 santim yükseltilmek suretiyle namaz yeri olarak ayrılmıştır, döşeme... Devamı

14 11 2006

Karacaoğlan ve Karakız

            Dünyaca bilinen ünlü ozan Karacaoğlan'ın mezarı Karacaoğlan (Çukur) köyü ile Dere köyü arasındaki bir tepe üzerindedir. 17. yüzyılda yaşamış büyük halk ozanı Karacaoğlan'ın hayatı ile ilgili kesin bir bilgi yoktur. Mut yöresinde  Karacaoğlan'la ilgili şu efsane kuşaktan kuşağa anlatılır.  Karacaoğlan sevdiği Karakız'ı babasından istemiş; Verilmeyince çok üzülmüş, sazı ile gurbet ellere düşmüş. Çok yerler dolaşmış, türküler söylemiş. Karakız da aşkını içine gömüp evlenmiş. Karacaoğlan ihtiyarlayınca Karakız'ın obasına dönmüş ve dere köyü yakınında bir tepeye yerleşmiş. Günün birinde ölen Karacaoğlan'ı, ilçe halkı aynı yere gömerek burayı türbe yapmışlar. Karakız, Karacaoğlan'ın ölüm haberini alınca, babasının obasından ayrılarak Karacaoğlan'ın mezarının başına koşmuş ve ağlaya ağlaya üzüntüsünden burada ölmüş. Bu acıklı olay karşısında duygulanan köylüler, sağ iken beraber olamayan iki sevgilinin, öldükten sonra beraber olacaklarına inandıkları için, Karakız'ın mezarını Karacaoğlan'ın yattığı yerin karşısındaki tepeye yapmışlar. O gün bu gündür, Çukur tepesindeki mezarından Karakız'ın; diğer tepedeki mezardan Karacaoğlan'ın ruhları, her gece el ayak çekildiğinde çıkar. Ortadaki ovada buluşurlarmış.   ... Devamı

03 11 2006

Erkek Taşı

Mut'ta anlatılan Efsanelerden; Bir çok Yörük hikayeleri vardır. Bu yazacağım hikayede onlardan bir tanesidir.        Dağlarda konup göçmekten usanan iki Yörük ailesi Mut ile Kuskan Kasabası arasında bir yere yerleşirler. “Artık bizimde bir yurdumuz olsun” demişler. İki ailenin hanımları da  hamileymiş. Demişler ki “çocukların biri kız, biri de erkek olursa evlendirelim.”              Günler gelir geçer ve çocuklar doğar. Gerçektende de çocuğun birisi kız, birisi de oğlan olur.  Çocuklar beraber büyürler, çobancılık yaparlar ve bir birlerine aşık olurlar. Günlerden bir gün kız, oğlana derki bu böyle olmaz “beni  istek artık” der.  Oğlan “tamam” der ve durumu babasına açar. Babası oğluna “biz zaten buraya yerleştiğimizde kendi aramızda söz vermiştik” der. Hazırlıklarını yaptıktan sonra kızı istemeye giderler. Fakat kızın babası kızını vermeye razı olmaz. Bu yüzden iki aile arasında küslük başlar.              Kız ile oğlan gizlice buluşurlar ve kaçmaya karar verirler. “Yarın gün şafak sökerken, herkes uykuda iken kaçalım” derler. Ertesi gün şafak sökerken kaçarlar. Göksu ırmağının yanına varırlar. Irmak coşkun ve derinmiş, oğlan kıza demiş ki “sen burada dur, ben suyu kontrol edeyim, geçit yeri bulup, gelip seni götüreyim” demiş. Kız “peki” demiş.              Oğlan ırmağın karşısına geçmiş, geçit yolunu bulmuş tam geri döneceğinde kızın babası ve kardeşleri yetişmişler. Oğlanı öte yanda g&oum... Devamı

03 10 2006

Mut'un Tarihi ve Turistik Yerleri

Mut Kalesi: Şehrin ortasında olan kalenin ilk inşa tarihi bilinmemektedir. Küçük bir garnizonu anımsatan kalenin temel taşları rektoponel düzgün kesme taşlarla örülmüştür. Karamanoğulları ve Bizans dönemlerinde tamir gören kalenin dört adet burcu bulunmaktadır. Kalenin içinde bir de iç kale diye adlandırılan kule vardır. Laal Paşa Cami: Karamanoğulları ibrahim Bey'in emirleri ile Laal Paşa tarafından yaptırılmıştır. (1356-1390) Kare planlı ve orta kubbeli olan cami düzgün kesme taşlarla inşa edilmiştir. Kitabesine göre iki defa onarım gören caminin bahçesinde 2 adet türbe bulunmaktadır. Kümbetlerin birinde 3 adet, diğerinde ise 4 adet mezar bulunmaktadır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi'ne göre Laal Paşa bu kümbetlerin birisinde yatmaktadır. Mavga Kalesi: Mut ilçesi'nin Kozlar yaylasına giden 16. km'sindedir. Doğal yalçın kayalar oyulmak suretiyle inşa edilmiştir. Kuzeyindeki kitabede bu kulenin Selçuklular döneminde kullanıldığını göstermektedir. (M.S. 1230) Mavga Kalesi'nde su sarnıçları ve hayvan ahırları da görülmeye değer mekanlardır. Karacaoğlan: Büyük bir halk şairi olan Karacaoğlan'ın hayatı üzerine yapılan araştırmalarda kesin bir bilgi yoktur. Son yıllarda yapılan araştırmalarda ve şiirlerinde yapılan incelemelerden onun 1606 da doğmuş 1670 yılında ölmüş olduğu tahmin edilmektedir. Her nekadar doğduğu yer bilinmiyorsa da öldüğü ve mezarının bulunduğu yer bellidir. Kendisinin Güney Anadolu'da yaşayan Türkmen aşiretinden olduğu daha doğrusu İçel'li olduğu muhakkaktır.Şiirlerinden anlaşıld... Devamı

14 09 2006

Acele Karar Vermeyin

    Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış...Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. "Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı" dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki,at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: "Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler...İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş."Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu.Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez." Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş...Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler."Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.." "Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?" Köylüler bu defa açıkça i... Devamı