saffetozturk
25 Takipçi | 1 Takip
14 07 2006

Mut'ta Düğün Adetleri

     Sosyal yapıdaki süratli değişmeyle ekonomik şartlar, toplumun diğer yönlerinde olduğu gibi geleneğini de büyük çapta etkilemiş ve artık eski düğün adetlerinden izler görmek imkansız hale gelmiştir.          Çevrede düğünler genellikle hasattan sonra yapıldığı için köyde hasat şenliğinin de havasını verir. Bu yönüyle düğünler köy halkının tamamını ilgilendiren bir toplum olayıdır.          Taraflardan biriyle barışılmaz ölçüde kırgınlığı olmayanlar hariç hemen herkes düğünün tabii davetlisidir. Birçok köylerde köy halkı için davet yapılmadığını, ancak komşu köylere davetçi gönderildiğini tespit ettik. Halen kullanılmakta olan bir tabiri düğünün safhalarına girmeden vermek isteriz.          Davetler biri erkek, birisi kadın olmak üzere iki kişi aracılığıyla yapılır. Buna OKUNTU denir. Düğüne davet edilen kişiye önemine göre ya gelinin çok yıllar önce hazırladığı mendil, çevre, çorap gibi el işlemeleri veyahut da bir basma parçasından herhangi bir işe kullanılmaya elverişli olarak kesilmiş ufak mendiller gönderilir.          Düğünler haftanın iki bölümünde yapılır. Pazartesi başlayan perşembe, perşembe günü başlayan da Pazar günü biter. Yani gerdeğe girme gecesi pazartesi veya Cuma gecesine rastlatılır.           BAYRAK          Pazartesi veya Perşembe günü oğlan evinin damına bir bayrak dikilir. Bu dışarıdan gelecekler için düğün evinin bulunduğu yeri g&ou... Devamı

21 06 2006

Yayla Barınağı (Çatma)

Dogan ATLAY'ın kaleminden. Bazı Mut ve Silifke Köylülerinin 1960 lı yıllara kadar toprağa bağımlı konar-göçer hayat sürdürdükleri çağlarda yayla barınakları ÇATMA idi. Çevre yaylalarda kullanılan ALAÇIK'larla çatmanın bazı ayrıcalıkları olduğu muhakkak. Mut yaylalarında uzun yıllar çatmada yaşamış birisi olarak ayrıntılara girmeden kendi izlenimlerim ışığında çatmayı anlatmağa çalışacağım. Toprağa bağımlı yaylacılık olduğu için yayla iki kısma ayrılır, ekin salası, tarla salası. Çatma her yıl tarla salasındaki yurtlara tutulur. "SALA" kelimesini biraz açmam lazım. Çünkü lügatlar almıyor. Taşeli yörüklerince çokça kullanılan bir kelimedir. Tarlanın ekin ve nadas sırasına sala denir. Yöreye has bu kelimeye Karacaoğlan'da da rastlıyoruz : "Oğlan ne çok düştün benim salama" ve "Güzellerin salasına konarlar" şeklindeki bu mısraları yöre dilini incelemeye imkan bulamayan bazı Karacaoğlan derleyicileri bu kelimeleri benzeterek aktarmağa mecbur olmuşlardır:  "Oğlan ne çok düştün benim sılama" ve "Güzellerin salağına konarlar" Çatma tutulacak yere "YURT " denir. Yurt seçiminde, yurdun ekinlere zarar vermeyecek kadar uzak, pınar ve kaynaklara yakın olmasına dikkat edilir. Yurtlar için geçmişten beri hep ayni yerler seçilegeldiğinden meskun yerler gibi isimlendirilmişdir. Yapıntı yaylasından iki örnek vereyim : "Yelliyurt,Yurtkoyağı" gibi. Yurt yerine gelindiğinde ilk defa ağrık yıkılr (ağrık yük demektir, göç yükü.) Çatmanın iskeletini çıbıklar ve arkıt oluşturur. Dış örtüleri de iki adet karaçul ile ü&c... Devamı

14 06 2006

Karacaoğlan

      Türk halk şairi. Etkileyici bir dil ve duygu evreni kurduğu şiirleriyle Türk halk şiiri geleneğinde çığır açmıştır. 1606' doğduğu, 1679'da ya da 1689'da öldüğü sanılmaktadır. Yaşamı üstüne kesin bilgi yoktur. Bugüne değin yapılan inceleme ve araştırmalara göre 17.yy'da yaşamıştır. Nereli olduğu üstüne değişik görüşler öne sürülmüştür. Bazıları Kozan Dağı yakınındaki Bahçe ilçesinin Varsak (Farsak) köyünde doğduğunu söylerler. Bazıları da Osmaniye ili Düziçi ilçesinin Farsak köyünde doğduğunu söylerler Gaziantep'in Barak Türkmenleri de, Kilis'in Musabeyli bucağında yaşayan Çavuşlu Türkmenleri de onu kendi aşiretlerinden sayarlar. Bir başka söylentiye göre Kozan'a bağlı Feke ilçesinin Gökçe köyündendir. Batı Anadolu'da yaşayan Karakeçili aşireti onu kendinden sayar. Mersin'in Silifke, Mut, Gülnar ilçelerinin köylerinde, o yöreden olduğu ileri sürülür. Bir menkıbeye göre de Belgradlı olduğu söylenir. Bu kaynaklardan ve şiirlerinden edinilen bilgilerden çıkarılan, onun Çukurova'da doğup, yörenin Türkmen aşiretleri arasında yaşadığıdır. Adı bazı kaynaklarda Simayil, kendi şiirlerinden bazısında ise Halil ve Hasan olarak geçer. Akşehirli Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre Karacaoğlan yetim büyüdü. Çirkin bir kızla evlendirilmek, babası gibi ömür boyu askere alınmak korkusu ve o sıralarda Çukurova'da derebeyi olan Kazanoğulları ile arasının açılması sonucu genç yaşta gurbete çıktı. İki kız kardeşini de yanında götürdüğünü, Bursa'ya, hatta İstanbul'a gittiğini belirten şiirleri vardır. Yine bu... Devamı

16 05 2006

Çeşmelerimiz

ÇEŞMELERİMİZ DE VAR İDİ...        Motorlu taşıtların hayatımıza girmesinden önceki dönemde yapılan yolculuklar daima çeşmelerin durumuna göre programlanırdı. Çeşmeler yolcuların ve hayvanlarının su ihtiyacını karşılayacak şekilde ya orada mevcut kaynağın ıslah edilmesi veya kaynak yoksa o semtte bulunabilen başka bir kaynak suyunun yol kenarına getirilmesi ile hayır sahipleri tarafından yaptırılırdı.          Çoğunda olmamakla beraber bazılarında kitabe vardı. Son yıllarda birer birer yıkılmağa, kaybolmağa, unutulmağa başladılar. Sıcak yaz gününün birinde sehilde zerzevatını toplayıp eşeklerine yükleyebilenler: "Dah de ısıcağa galmayalım." Tenbihi ile yaylaya gitmek için yola çıkarlar. Eşşekler Meydanı'ndan sonra sola sapıp Ardıçlıtapır, Kuruköprü, Yalnızmezar, Köşkgeçildikten sonra Mavga yokuşu... Yokuşun orta yerinde karşılıklı iki duvar gibi yükselen dik kayaların arasında yol kıvrılmağa başlar. Sıcak, susuzluk, yokuş, yorgunluk gibi etkenlerle bunalan yolcular aniden; şırıl şırıl akan suyu ve görünce gönüllere ferahlık veren güler yüzlü bir çeşme ile karşılaşırlar. O Mavga Çeşmesidir. Kendisi gibi gülümseyen bir de kitabesi vardı: "Saib-ül hayrat Selamlılı Ayşe avrat" Çeşmenin başında biraz dinlenip suyunu içerek taze hayat, taze güç alan yolcular ağı ağır yollarına devam ederler. Yıkılgan'a ulaşınca Kozlarbir çiçek bahçesi gibi tam karşıdadır. Seyrine doyum olmaz. Kozlar'a varınca kahvenin önünde bir başka güzel çeşme görülür. Hacı Abidin Paşa torunlarından Yakup Bey, ölen manevi evladı Ali İhsan'ın ruhunu şad içinKozlar'daki evinin yakınına bir çeşme yaptırır. Kitab... Devamı

27 10 2006

Cumhuriyetin İlanı

  Nutuk'tan alınmıştır. CUMHURİYET'İN İLANI KARARINI NEREDE VE KİMLERE SÖYLEDİM Yemek sırasında : "Yarın Cumhuriyet ilân edeceğiz" dedim. Orada bulunan arkadaşlar, derhal düşünceme katıldılar. Yemegi bıraktık. O dakikadan itibaren, nasıl hareket edileceği konusunda kısa bir program yaparak arkadaşları görevlendirdim. Yaptığım programın ve verdiğim talimatın uygulanışını göreceksiniz! Efendiler, görüyorsunuz ki, Cumhuriyet ilânına karar vermek için Ankara'da bulunan bütün arkadaşlarımı davet ederek onlarla görüşüp tartışmaya asla lüzum ve ihtiyaç görmedim. Çünkü, onların da aslında ve tabiî olarak benim gibi düşündüklerinden şüphe etmiyordum. Halbuki, o sırada Ankara'da bulunmayan bazı kişiler, yetkileri olmadığı halde, kendilerine haber verilmeden, düşünce ve rızaları alınmadan Cumhuriyetin ilân edilmiş olmasını bize gücenme ve bizden ayrılma sebebi saydılar. CUMHURİYET'İN İLANI İLE İLGİLİ KANUN TASARISINI İSMET PAŞA'YLA BİRLİKTE HAZIRLADIK O gece birlikte olduğumuz arkadaşlar erkenden ayrıldılar. Yalnız İsmet Paşa Çankaya'da misafirdi. Onunla yalnız kaldıktan sonra, bir kanun tasarısı müsveddesi hazırladık. Bu müsveddede 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilât-ı Esasiye Kanunu (Anayasa)'nun devlet şeklini tespit eden maddelerini şu şekilde değiştirmiştim : Birinci maddenin sonuna "Türkiye Devleti'nin hükûmet şekli Cumhuriyettir" cümlesini ekledim. Üçüncü maddeyi şu yolda değiştirdim : "Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur. Meclis, hükûmet in ayrıldığı idare kollarını Bakanlar vasıtasıyla yönetir." Bundan başka Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'nun temel maddelerinden olan sekizinci ve dokuzuncu madd... Devamı

19 04 2006

Mut ve Karacaoğlan

      Büyük bir halk şairi olan Karacaoğlan'ın hayatı üzerine yapılan araştırmalarda kesin bir bilgi yoktur. Son yıllarda yapılan araştırmalarda ve şiirlerinde yapılan incelemelerden onun 1606 da doğmuş 1670 yılında ölmüş olduğu tahmin edilmektedir Her ne kadar doğduğu yer bilinmiyorsa da öldüğü ve mezarının bulunduğu yer bellidir. Kendisinin Güney Anadolu'da yaşayan Türkmen aşiretinden olduğu daha doğrusu İçel'li olduğu muhakkaktır. Şiirlerinden anlaşıldığı kadarıyla kendisi pek çok yer gezmiş, aşkı ve tabiat sevgisini yaşadığı hayatı, çağının konuşma dili ile öztürkçe olarak işlemiş ve anlatmış bir halk şairidir.        Bugün kesin olarak bilinen bir şey varsa o da mezarının İçel'in Mut İlçesi'ne bağlı Karacaoğlan Köyü'ndeki Karacaoğlan tepesinde Karacakız tepesi ile karşı karşıya olduğudur. Mezar 1997 yılında anıt mezar haline getirilerek ziyarete açılmıştır. Karacaoğlan aynı zamanda tarihte heykeli dikilen, bilinen ilk ozandır. Mersin'in Mut İlçesine Hemşerimiz Heykeltıraş Prof.Hüseyin GEZER tarafından yapılan heykeli 8 Haziran 1973 günü dikilmiştir. YÖREDE ONUN ŞİİRLERİNDEN PEK ÇOĞU HALK ARASINDA SÖYLENİR BAZILARI TÜRKÜLEŞTİRİLMİŞTİR: Dört kitaptan başlayalım elife Bir isim yazılmış kuldan ziyade İbrişim saçında eğmeli zülüf Sırmalar karışmış telden ziyade Eğdirme kaşını, bakmam yüzüne Ben gibi ataşlar düşsün özüne Yemesem, içmesem baksam yüzüne Şekerden kaymaktan, baldan ziyade Kaşların göz ile eyliyor cengi Söyleşir yavrular, koç yiğit dengi Çiçekte, meyvede yoktur menendi Laleden kırmızı gülden ziyade Aşık da aşığı zor ile yıkmaz Ölse de aşığın hiç... Devamı

14 04 2006

Köy Enstitüleri

Doğan ATLAY’ın Kaleminden;       Şüphesiz, hepimizin bildiği, Bağımsızlık Savaşı sonrası kazanılan Anadolu’da Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. Her tarafı yakılan, yıkılan, üretici nüfusunu Balkanlar’da, Çanakkale’de, Galiçya’da, Kafkasya’da, Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de eriten Anadolu’da 13 milyon nüfus kalmıştı ki; bunun da çoğunluğunu kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar oluşturuyorlardı. Memlekette teknoloji adına, Türklere ait hiçbir kuruluş yoktu. Millet her türlü yokluklar ve zorluklar içinde idi. üstelik Osmanlı dış borçlarının ödenmesini de üstlenmiştik.       Cumhuriyetin ilanından 1940 yılına kadar geçen 17 yılda hem dış borç taksitleri ödeniyor, hem de memleketin en önemli gereksinimlerinden kara ve demir yolları, uçak fabrikaları, araba fabrikaları, iplik fabrikaları, dokuma ve şeker fabrikaları gibi büyük teknoloji kuruluşları hizmete açılıyordu.       Yüz yıllardan beri asker ve vergi alımından başka hizmet verilmemiş, göz ardı edilmiş Anadolu halkının yaklaşık yüzde doksanı (bırakın yazmayı) okumayı bile bilmiyordu. Kalkınma sürecine giren milletimizin, tez vakitte kalkınabilmesi; okur-yazar oranının çok acele arttırılmasına, halkın bilinçlendirilmesine bağlı idi. Bunun için en kısa zamanda, en etkin biçimde eğitim, öğretim kuruluşlarına ve bu kuruluşların hizmete açılmasına gereksinim vardı. Eğitmen kursları, köy öğretmen okulları denemelerinden sonra 17 Nisan 1940 günü Köy Enstitüleri Kanunu çıkarılarak köy enstitülerinin kurulmasına başlanıldı. O yıllarda 2. Dünya Savaşı çıkmış, Avrupa’yı kasıp kavuruyordu. Almanlar büt&uu... Devamı

01 03 2006

Nur Sofu

                                    NUR SOFU; Karaman aşiretinin beyi (reisi) “Karamanoğulları” devletinin kurucusudur. Karamanlılar’ın, Oğuzlar’ın Avşar boyundan veya Salur boyundan  olduğu tartışmalıdır. Hangisinden olursa olsun illâ Oğuz Türklerindendir. Şikari Tarihinde aile şecereleri şöyle: 1-     Şirvan Han 2-     Kâl Han 3-     Alp Arslan 4-     İbrahim Han 5-     Sadeddin Bey 6-     Nureddin Bey   Kim olduğunu böylece anlattıktan sonra, şimdi de adı üzerinde kısa bir açıklama yapalım: Asıl adı yukarıda da görüldüğü gibi “Nureddin” dir. O zamanın saygın bir tarikatı olan “Babai” tarikatına girip Sufi olunca, Nureddin’in kısaltılmışı olan “Nur” ile “Sufi” sıfatı birleştirilip “Nur Sufi” veya “Nur Sofu” denmiş. Halk arasında “Nur Sofu” diye söylenir. Yazışmalarda; “Nureddin Sofi”, “Nuri Sofi”, “Nur Sofi”, “Nure Sofi” olarak geçer. Yalnız İ:Hakkı Konyalı Arapça’ya meylinden dolayı “Nurüh Sofi” demiştir. Eski yazışmalarda bunu görmüyorsak ta son zamanlarda bazı yazarlar (hiçbir dayanağı olmayan Nurüh adını Konyalı’ya uyarak yazmağa başlamışlardır.) Karamanlılar; Anadolu’ya on bin oba (çadır) olarak geldiklerinde başkanları Sadeddin Bey’di. (12:yy. sonları, 13.yy. başları) Yazları Sivas yöresine gelip, kışları da İran taraflarına giderek konar-göçer bir yaşantı sürdür&uu... Devamı

02 03 2006

Mut Tarihi Kitabından

Cem Sultan İle Karamanoğlu Kasım BEY        Karaman vilayeti valisi olan şehzade Mustafa’nın 1474 yılında ölümü üzerine Fatih Sultan Mehmedin küçük oğlu Cem Sultan Karaman vilayeti valisi olarak Konya'ya gelmişti. 1481 yılında Fatih Sultan Mehmedin ölümü üzerine padişah olmak isteyen Cem Sultan Beyazıt ile Padişahlık kavgasına girişti Bu savaşlarda yenilen Cem Sultan İçel’e çekildi. Osmanlı Padişahı olup, İstanbul’da devlete ve orduya sahip olan ikinci Beyazıt, kardeşi Cem ile bir türlü anlaşmamışlar idi. Uzun Hasan beyin de ölmesiyle yerine Akkoyunlu Devletine bey olan Uzun Hasan Beyin oğlu, babasının siyasetinden ayrılmadı. Asker yardımı isteyen Karaman oğlu Kasım beye istediği yardımı verdi. Asker yardımını alan Kasım bey İçel’e gelip Cem Sultan ile buluştu Osmanlı padişahı 2.ci Beyazıt aleyhine beraberce çalışmaya başladılar. Bu Amaçla Konya’yı bile muhasara ettiler. 1482 tarihinde Gedik Ahmet paşa Karamanlılar üzerine gelerek Konya'yı muhasaradan kurtardı. Kasım bey de savaşa, İçel’e çekildi. Osmanlı ordusu da kışlamak için Karaman kalesine yerleşti. (1) Yardım aramak üzere Mısır’a giden Cem Sultan orada çok kalmayarak geri döndü. 14/Mayıs/1482 de Adana’ya dönünce Kasım beyi orada kendisini bekler buldu. Adana’da kaldıkları 4-5 gün içinde iyice anlaştılar, bu anlaşma kısaca” Eğer Cem Sultan Osmanlı padişahı olursa Kasım beye eski Karaman beyliği mülkünü verecekti 19/Mayıs/1482 (2) Cem Sultan ile Kasım Bey Adana’dan İçel’e dönüşlerinde Mut yaylalarından olup Mut'un Dağpazarı köyü doğusundaki İmren yaylasında 8 gün kalmışlardı. 1482 Haziran ayı içinde Kasım Beyle Cem Sultan Konya’ya taarruz ettiler. Padişah 2 c... Devamı

29 03 2006

Atatürk'ün Anıları I

Koltuk Uğruna   Ata, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar;  -Kimdir bu? Vali yanıt verir; - Efendim kendisi Şıh'tır. Yörede çok hatırlısı vardır.  Atatürk Şıh'ı yanına çağırır ve; -Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Şunu rica etsem de en azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan, der ve eliyle de boyun altı hizasını gösterir. Şıh; -Emrin olur Paşam,diyerek yerine çekilir. Aradan zaman geçer, bir akşam Atatürk Amasya'daki Şıh'ı hatırlar ve Valiyi telefonla arayıp durumu sorar. Vali nasıl söyleyeceğini bilememekle birlikte, Şıh'ın sakal boyunda en küçük bir kısalma bile olmadığını aksine kimselere el sürdürmediğini anlatır. Atatürk telefonu kapatır, kâğıdı kalemi eline alır ve az sonra nazırını çağırıp, yazdığı yazıyı Amasya Valiliği'ne tebliğ etmesini ister. Ertesi gün Amasya'dan bir haber gelir ki Şıh Efendi Ata'yı görmek üzere Ankara'ya yola çıkmış... Şıh gelir Ata'nın karşısına çıkar. Sakal tamamen kesilmiş, sinekkaydı bir tıraş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafet baştan sona değiştirilmiş, bambaşka görünüme bürünülmüştür. Atatürk'ün mesai arkadaşları bu değişimi anlayamaz ve Ata'ya sorarlar;   - Aman Paşam, o Şıh ki sakalına el dahi sürdürmezdi, siz ne ettiniz de kökünden kesmesini sağladınız? Ata gülümser, sonra da yanındakilere dönüp; -Dün akşam Amasya Valiliği'ne bir yazı gönderdim ve Şıh'ı Afyon'a vali atadığımı bildirdim, der. Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp nazırına bu yazıyı da Şıh'a vermesini söyler. Yazıda söyle yazmaktadır;  "İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim. Valilik meselene gelince, bu... Devamı

28 03 2006

Atatürk Hakkında Söylenenler

Aristide Briand Fransız Başbakanı, 1921 Yeni Türk Devleti ile Ankara Andlaşması'nın imzalanması nedeniyle; "Bizi arkadan vurdu, dağ başındaki haydutlarla, Mustafa Kemallerle anlaştı" diyenlere Fransız Başbakanının Mecliste verdiği cevap: "Dağ başındaki haydutlar diye isimlendirdiğiniz kahraman Mustafa Kemal ve O'nun tüm askerleri burada olsalardı, teker teker hepsinin heykellerini dikerdik. Böylesine kahraman bir andlaşma imzalamaktan gurur duyuyorum." Vladimir İliç Lenin Rus İhtilali Lideri, 1921 Mustafa Kemal sosyalist değildi. Fakat görülüyor ki iyi bir teşkilatçı, yüksek anlayışlı, ilerici, iyi düşünceli ve akıllı bir önderdir. O, soygunculara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına ve Sultanı da yaranıyla birlikte alt edeceğine inanıyorum. David Lloyd George İngiltere Başbakanı, 1922 1922'de Türk ordularının zaferi neticesi Anadolu'daki emelleri gerçekleşmeyen İngiltere'nin Türk düşmanı olarak bilinen Başbakanı Lloyd George, Parlamento'da kendisine yöneltilen suçlama ve tenkitleri şöyle cevaplandırmıştır: "Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi çağımızda Türk Milleti'ne nasip oldu. Mustafa Kemâl'in dehasına karşı elden ne gelirdi." Ernest Hemingway Amerikalı Romancı, Yazar, 1922 Marmara kıyısındaki sıcak, toz toprak içinde, eciş bücüş yollu ikinci sınıf kıyı kasabası Mudanya'da, Batı ile Doğu karşı karşıya geldiler. İsmet Paşa'yla görüşecek Müttefik generallerini taşıyan İngiliz sancak gemisi "Iron Duke"ın kül rengi öldürücü kulelerine rağmen, Batılılar buraya barış dilenmeye geliyordu; yoksa barış istemeye, ya da şartlarını dikte ettirmeye değil... Bu g... Devamı

29 03 2006

Atatürk Resimleri

    Daha Fazlası   ... Devamı

04 01 2006

Bodur Elma Yetiştiriciliği

         Son yıllarda ekonomik şartlar ve Pazar isteklerinin değişmesi nedeniyle modern meyveciliğin yapılması gerekmektedir. Modern meyvecilikte birim alandan daha çok ve yüksek kalitede ürün elde etmek esastır. Elma yetiştiriciliğinde ülkemizde dekara ortalama 1335 kg ürün alınırken; gelişmiş ülkelerde dekara ortalama 6-8 ton ürün alınmaktadır. Bunun nedeni ise bu ülkelerde klasik meyvecilik yerine modern meyveciliğin yapılıyor olmasıdır. BODUR MEYVE YETİŞTİRİCİLİĞİNİN AVANTAJLARI       1.Birim alanda daha çok ağaç kullanılarak daha fazla ürün alınır.       2.Bodur meyve ağaçları erken yaşta meyveye yatar.       3.Budama, seyreltme, gübreleme gibi bahçe işleri daha kolay ve ekonomik olarak yapılabilir.       4.Hastalık ve zararlılarla mücadele daha az ve etkili biçimde kontrol edilir.       5.Hasat ve elden geçirmenin kolaylığı nedeniyle insan işgücü ve üretim giderleri azaltılır.       6.Meyve iriliği ve renk yönünden daha kaliteli ve bir örnek ürünün elde edilmesi sonucu             pazarlanabilen meyve oranının artırılması söz konusudur.   KULLANILAN ANAÇLAR            Bodur elma yetiştiriciliği daha çok zayıf gelişen anaçlar kullanılarak yapılmaktadır.     Son yıllarda ülkemizde de uygulanmaya başlayan bu tür yetiştiricilik için çok farklı gelişme gücünde olan anaçlar bulunmaktadır. Bu anaçlardan en yaygın olarak kullanılan M9 ve MM106 ... Devamı

01 03 2006

Mut'tan Seçme Fıkralar I

Bedava Kefen     Mut’un Kıravga köyünde bir yabancı ölür. Köylüler İslâm geleneğine göre tekfin ve definini yapmak zorundadırlar. Ne var ki o masrafı kaldıracak kudrette değillerdir. Öyle olunca bütün köylü toplanıp birer parça bez getirirler, kefeni dikerler, gelen bez yetişmez… Tekrar birz bez salması daha yapılır, gene yetişmez, üçüncü salmada da yetişmeyince Hacı Abidin Paşa torunlarından Galip Bey dayanamaz: “- De ölüsü kandilli, bedava kefeni buldun karış karış uzarsın” der. Doğan Atlay, İçel Kültürü 1, s. 12, Eylül 1990, s. 6-7. Ali Bey      Ali Bey (Dedem Ali) ilk karısı öldükten sonra çok evlenmiş. Mizacına uygun bir kadın bulamadığı için birini boşar birini alırmış. Böyle yeni evlendiği sıra bir yaz gecesi talvarda yatarlarken kadın başlamış “rahmetli” diye eski kocasından bahsetmeye… Buna içerleyen Ali Bey gene bir rahmetli lafından sonra kadını tuttuğu gibi talvardan aşağı atmış. Bir ses, bir gürültü. Kadının kolu kırılmış. Gürültüye toplanan komşular sormuşlar: “- Ne oldu Ali Bey?” “ - Yahu biz bilememişiz, talvarı iki kişilik yaptırmışız, bugün aramıza bir de rahmetli girince karı sığmadı düştü” demiş. Doğan Atlay, İçel Kültürü 1, s. 12, Eylül 1990, s. 6-7. Sıpa       Eskiden eşkıyaların dağlarda kol gezdiği sıralarda Ermenek’ten bir yolcu kafilesi Karaman’a giderken Bıçakçı köprüsü civarında konaklarlar. Gece olunca eşkıyalar kafileye baskın yaparlar. Yolcular hep kaçar, gencin biri kaçamaz. Bir eşeğin altına ayakları arasına gizlenir. Onu da eşkıyalardan birisi görür. Sorar:... Devamı

05 01 2006

Şeftali Yetiştiriciliği

 1.GİRİŞ Türkiye Şeftali üretimi için uygun iklim koşullarına sahip olmasına rağmen Akdeniz ülkeleri içerisinde bile söz sahibi ülkeler arasına girememiştir. Ülkemizde yılın beş ayında pazara taze olarak şeftali çıkarmak mümkündür. Ancak genellikle Akdeniz Bölgesi'nde erkenci, Ege ve Marmara Bölgesi'nde ise geçci çeşitler yetiştirilmektedir. 2.İKLİM VE TOPRAK İSTEKLERİ 2.1 İklim İsteği Şeftali yetiştiriciliğini sınırlayan faktörlerin başında; düşük kış sıcaklıkları, çeşidin kış soğuklama ihtiyacı, ilkbahar geç donları ve düşük yaz sıcaklığıdır. Kış sıcaklığının -18, -20 oC'ye düştüğü yerlerde, gözler ve sürgünler donar. Şeftali erken çiçek açan meyve türü olması nedeniyle ilkbahar geç donlarından çok zarar görürler. Yaz sıcaklığının düşük olduğu yerlerde, meyvelerin olgunlaşması gecikir ve meyve verimi düşer. 2.2 Toprak İsteği Şeftali; süzek, kumlu, killi, milli, çakıllı, derin ve çabuk ısınan alüviyal toprakları sever ve toprak pH'sı 6-7 arasında olması gerekir. Kumlu topraklarda yeterli sulama ve iyi gübreleme ile yetiştirilebilir. Ağır killi topraklarda iyi sonuç vermez. Böyle toprakta vegetasyon zayıflar ağaçlar mantari hastalıklara doğal bir dayanıklılık göstermez. Yapraklarda sararma, gövde ve dallarda zamk teşekkülü görülür. Bademe aşılı şeftaliler daha yüksek kireçli topraklara dayanıklılık gösterirken, nispeten ağır topraklarda da erik anacı kullanılır. 3. YETİŞTİRME TEKNİĞİ 3.1 Çoğaltılması ve Kullanılan Anaçlar Şeftali çeşitlerini, özelliklerini kaybetmeden tohumla üretmek mümkün değildir. Pratikte şeftaliler aşı ile üretilmekt... Devamı

05 01 2006

Nar Yetiştirciliği

 1. GİRİŞ Nar çok yıllık, çalı formunda, çok kuvvetli bir kök sistemine sahip, çok gövdeli, çok sık dallı, erkek-dişi ve erdişi çiçekler bulunan, meyvesi iri, küresel, üstten hafif basık olan bir ılıman iklim bitkisidir. Nar, C vitamini, demir ve potasyum yönünden zengin sayılır. Tatlı, mayhoş, ekşi gibi çeşitlere göre değişen tat ve renk durumu görülür. Nar, ülkemizin ve diğer ülkelerde çok eski zamanlardan beri tanınmasına rağmen son zamanlarda yetiştirme tekniği depolama ve taşıma alanlarında yapılan çalışmalar sonucu fazla tanınan, üretimi, tüketimi ve ticareti artan bir meyve durumuna gelmiştir. Nar bitkisinin oldukça geniş bir adaptasyon kabiliyeti vardır. Genelde, tropik ve suptropik iklim bitkisi olmasına rağmen, -10 oC'ye kadar ki düşük sıcaklıklara dayanabilmektedir. Türkiye meyveciliğinde ve dış ticaretinde önemli yeri olan nar, çeşitli iklim ve toprak koşullarında yetişebilen, bakımı kolay, iç ve dış pazarlarda iyi fiyat bulan, uzun süre ağaçta kalabilen ve depoda muhafaza edilebilen bir meyve türüdür. Mut yöresinde Nar bitkisi bahçe kenarlarına dikilmekte ve kapalı bahçe tesisi bulunmamaktadır. 2. İKLİM VE TOPRAK İSTEĞİ 2.1 İklim İsteği Nar, genel olarak sıcak, kurak ve uzun bir yaz periyodu, ılık ve yağışlı bir kış, nar yetiştiriciliği için uygundur. Bu nedenle geniş bir adaptasyon yeteneğine sahiptir. Narın çiçeklenmesi için oldukça yüksek sıcaklık toplamına ihtiyaç vardır. Sıcaklık toplamı yetersiz olduğunda ticari meyve alınamamaktadır. Narlar, ılıman iklim bölgelerinde -10 oC'ye kadar dayanabilmekte ve geç çiçek açtıklarından ilkbahar donlarından istisnalar hariç zarar görmezler. 2.2 Toprak... Devamı

05 01 2006

Erik Yetiştirciliği

           1. GİRİŞ Kültür erik çeşitlerinin meydana gelişleri, gelişmeleri ve günümüze kadar korunmalarında Anadolu gen kaynağı olarak önemli rol oynamıştır. Erik yetiştiriciliğinde ilk sırayı Yugoslavya daha sonra A.B.D. almaktadır. Türkiye erik yetiştiriciliği bakımından, dünyada sekizincidir. Bu gün memleketimizin hemen her yanına yayılmış bulunmaktadır. Erik meyvesi, yeşil erik olarak, memleketimizde ilk turfanda meyveler arasında önemli yer almaktadır. Ülkemizde erik üretimi zaman zaman dalgalanmalar göstermekle beraber daima bir artış halindedir. Ara sıra görülen bu dalgalanma muhtemelen ekolojik şartlardan, özellikle don olaylarından ileri gelmektedir. Çeşitlerimizin bir kısmını teşkil eden can erikleri ile kısmen de Japon erikleri erken çiçek açtığından bazı bölgelerimizde (Marmara Bölgesi ve kısmen de Ege Bölgesi) donlardan zarar görmektedir. Erik üretiminde zaman zaman ortaya çıkan dalgalanmaya karşılık erik ağacı sayısında devamlı bir artış olmuştur.            2. ÖNEMLİ ÇEŞİTLER Erik çeşitlerini, pratikte olgunluk zamanlarına göre erkenci, orta mevsim ve geçci, kullanılma şekillerine göre de sofralık, kurutmalık ve mutfaklık (konserve, reçel v.b.) olarak ayırmak mümkündür. Bu ayırma da hiç şüphesiz bir çok amaçlar için kullanılmaya elverişli olanlar daha çok önem kazanırlar. Bugün Türkiye'de yetişen erik çeşitlerinin bir kısmı yerli, bir kısmı da yabancı çeşitlerdir. Yerli çeşitlerimiz iki türden meydana gelmişlerdir. Bunlar Prunus cerasifera ve Prunus domestica türleridir. Prunus cerasifera türünden meydana gelen kültür ç... Devamı

06 01 2006

Zeytin Yetiştiriciliği

                Zeytin, binlerce yıldır yetiştiriciliği yapılan, insan sağlığı ve beslenmesi açısından son derece önemli olan bir bitkidir. Ülkemiz gerek zeytin populasyonu ve gerekse sofralık zeytin ve zeytin yağı üretimi bakımından dünyada önemli bir yere sahiptir. Özellikle verimsiz arazilerin değerlendirilmesinde büyük rol oynamaktadır. Ülkemizdeki zeytinliklerin büyük bir kısmı bu tür alanlarda yayılmış bulunmaktadır. Ayrıca bu zeytinliklerdeki ürünler farklı standartlarda ve verim ise düşüktür. Zeytinin anavatanı Anadolu olmasına ve büyük bir potansiyele sahip olmamıza rağmen bu potansiyeli çok iyi değerlendirdiğimiz söylenemez. Eldeki imkanları en iyi bir şekilde değerlendirerek standart çeşitlerle verim ve kaliteyi artırmamız ve düzenli ürün elde edilmesini sağlamamız gerekmektedir. Kişi başına zeytinyağı tüketimimiz 2 kg civarında olup bu miktar oldukça düşüktür. Sosyal, teknik ve ekonomik tedbirlerle üretim, tüketim ve ihracatın artırılması teşvik edilmelidir. ZEYTİNİN İKLİM VE TOPRAK İSTEKLERİ Zeytinler için en uygun iklim, Akdeniz ılıman iklimidir. Kışları ılık ve yağışlı, yazları kuru ve sıcak geçen, yıllık 400-800 mm yağış alan yerler zeytin yetiştiriciliği için uygundur. Toprak konusunda pek seçici olmayıp daha ziyade kalkerli-kumlu, derin ve besin maddelerince zengin toprakları sever. Zeytin kısa süre –90C’ye dayanabilmektedir. ZEYTİNLİK TESİSİ Yeni kurulacak zeytinlikler eğer mümkün ise uygun arazilerde entansif tesisler olmalıdır. İyi bir toprak hazırlığı yapılmalı, meyilli arazilerde meyil derecesine göre çeşitli teraslar yaparak toprak ve su muhafazası sağlanmalıdır. Topraklar b... Devamı

06 01 2006

Kaysı Yetiştirciliği

         1.GİRİŞ Ülkemizde ekonomik Kaysı meyvesi yetiştiriciliği için uygun toprak ve ekolojik koşullar  mevcuttur. Kayısı; kurutulmuş, konserve ve taze olarak yıl boyunca tüketilebilen bir meyve türüdür. Dünya sofralık kaysı dış satımında İspanya ilk sırayı almakta ve bu ülkeyi İtalya, Yunanistan ve Fransa izlemektedir. Kuru kaysı dışsatımında ise Türkiye ilk sıralarda yer almakta ve bu pazarın %80'ini elinde tutmaktadır. Ülkemizde, yoğun kaysı yetiştiriciliği daha çok kuru yetiştiricilik olarak Malatya bölgesinde yapılmak ta olup, Mut Yöresinde   taze sofralık kaysı üretiminde önemli bir yeri ve paya sahiptir. 2. İKLİM VE TOPRAK İSTEKLERİ             2.1 İklim İsteği Kışları nispeten soğuk, yazları sıcak olan iklim bölgelerinde yetişen kaysı meyvelerinin yüksek kalitede olgunlaşabilmesi için yaz aylarında atmosferin kuru olması gerekmektedir. Havası nemli ve ilkbahar sisli geçen yerlerde çil hastalığına (Sclerotinia) tutulur ve meyve kalitesi düşer. Bu nedenle bahçelerin iyi havalanır bir şekilde kurulması gerekir. Bunun gibi ilkbaharın geç donları da bademden sonra çiçek açan bu meyve türünün herhangi bir yerde yetiştirilmesini sınırlamaktadır. Kayısı üretimini olumsuz etkileyen iklim faktörleri; aşırı kış soğukları, ilkbahar geç donları, yaz aylarının serin ve yağışlı geçmesidir. Bu açıdan, Mut yöresi oldukça uygun iklim koşullara sahiptir. Kayısı yağış isteği bakımından badem kadar, hatta bazı hallerde ondan da daha çok kurağa dayanır.            2.2 Toprak İsteği Kayısı derin, geçirgen, iyi havalanan, sıcak ve besin maddelerince zengin olan ince... Devamı